31 Ara 2009

Orman Kızı Bindi! Babasının Kızı


Timsah Kralı Steve Irwin vardı bir zamanlar. Hep “bu adamın ölümü timsahların elinden olacak” derdik. Kafasını bulduğu bütün timsahların ağzına sokarak bak bak civciv çıkacak diyenlere suratında kocaman bir sırıtıkla poz verirdi çünkü. Ama bilen bilir ölümü ironik oldu. Bir vatozun göğsünden sokması sonucunda öldü. Neyse konu aslında Steve nasıl öldü dedil . O yüzden fazla uzatmayacağım.

Geçen gün, geçen gün dediysem 1 ay olmuştur. Bizim küçük insanla oturmuş çizgi film seyrediyoruz. Biri bitiyor diğerini açıyoruz falan. Normalde anne babasının verdiği iznin üstüne biraz da teyze torbili koyduk. Bu da bize 1 film hakkı daha verdi. Kanallar arasında dolaşıp yaşına uygun bi şeyler bulabilme telaşıyla bir oraya bir buraya savruluyoruz. Benim tarafımdan uygunluğu kabul gören her kanal için onun da fikri alınıyor. O da “bu oluy, bu olmaz, bu sıkıcı, bunu seyrettim, bu kız fiymi” gibi yorumlarla sabrımın sınırılarını zorlamaya devam ediyor.

Tam o sırada bir kanal bulduk. “Tamam tamam bu kalsın. Bu Orman Kızı Bindi “ dedi bi anda. Öyle bir bahsediyor ki Bindi’den ( Bindi The Jungle Girl)  sanırsın kırk yıllık kankası. Yedikleri içtikleri ayrı gitmez. İşte böylece tanışmış oldum Bindi ile. İzlemeye başladık. Bindi bir karede elinde mikrofon dans ediyor. Bir karede Pop Star yarışmasını taklit ediyor ekip arkadaşları ile ve jüri olmuş. Diğer karede bir elinde kertenkele tutuyor diğer elinde adını bile bilmediğim bir sürüngen. Sonra bakıyorsun 10 tane renkli renkli yılan dolaşıyor üstünde, bu minicik kız da kikir kikir gülerek programı sunuyor. Minicik demişken bu kız olsa olsa 9-10 yaşında falan. Ben o yılanları gördükçe vücudumdaki bütün kasları tek tek hissediyorum. Selam ediyorlar bana içerlerden bi yerlerden. Tam oh geçti gitti yılanlı sahne derken bu sefer Bindi Hanım yanında 3-4 yaşlarında dünyalar tatlısı kardeşi ve annesi ile beliriveriyor ekranda. Bu sefer de annenin elinde bilmem artık kaç tane yılan. “Aman da aman ne kadar sevimli , gel gel kızım , sen de gel oğlum al bak eline yılan kardeşi, bak ne de şeker tıslıyor” diyerek yılanları minicik veletlerin eline, koluna, kafasına koyuyor.

 Bunlar da gülerek hayvanlarla oynamaya devam ediyor. Yanımdaki küçük insana çaktırmayayım tırstığımı, içimin kalktığını, koşa koşa “ver kadın şu çocukları bana, allaah allahh sokar mokar” diyerek elinden çocuklarını almak istediğimi diye de renkten renge giriyorum. Diğer bir sahnede ise kucağında koala. İşte bu sahne beni benden aldı. Küçük insan ve ben bayıldık, bayıldık. Zira ben onu hep koalam benim diye severim o da minicik kolları ve bacakları ile tüm bedenime sarılır “ bak ben senin koalan oldum" diye bağırmaya başlar. Hastanede ilk defa kucağıma verdiklerinde koala gibi kalakalmıştı da oradan gelir bu isim...
Neyse lafı dağıtmayayım. Sonra şempanze seviyor bu Orman Kızı Bindi. Bir yandan da bu hayvanlar ile ilgili bilgi veriyor. Bir anda annesi geliyor yanına kardeşi ile birlikte ve çocukların anlayabileceği dilde anlatmaya başlıyorlar bu hayvanları. Sadece hayvanlar hakkında bilgi vermekle kalmıyorlar bir de doğayı nasıl koruyabileceğimizi de anlatıyorlar.

Yılanlı kısmı atlatırsak çok eğlenceli bir program olmuş derken bir baktım sonraki sahnede bizim Timsah Avcısı Steve beliriverdi. Bindi Hanım'cığım da babacığım diye konuşmaya başladı. Dünyam şaştı. Ama o anda da her şey netleşti. Kızdım kendime nasıl da anlayamadım ben bunu. Bu yaşta böyle yaşayabilen çocuklar kimin olabilirdi ki başka?! Tabii ki Bindi, bizim Steve’ciğimizin kızından başkası değildi. Babasının yolunda aynen devam ediyor... Babasının kızı dedirtiyor. Arkadan bir de Bindi’nin bir küçüğü, erkek kardeşi yetişiyor ki o henüz 3 yaşındaymış.

Steve’ciğim öyle bir kız yetiştirmiş ki bu Orman Kızı Bindi neler neler yapıyor:


· The Jungle Girl adlı bir markası varmış. Bu markadan elde edilen gelir ise doğal hayatı ve hayvanları korumak için kullanılıyor.
· Bu markanın tanıtımı için podyuma çıkıyor. Kucağına da kocaman bir yılan alabiliyor.
· Yaşıtlarını doğayı korumak için teşvik edici çalışmaları, mesajları var.
· Programını Avustralya’da ailenin sahip olduğu hayvanat bahçesinde çekiyor ve bakın ne mesaj veriyor; Çocuklara doğayı nasıl muhafaza ederek koruyabileceklerini öğretmek beni gururlandırıyor, çünkü doğa çok eğlenceli.
· BM'de Dünya Çevre Günü dolayısıyla düzenlenen etkinliklere destek olmak amacı ile katılıyor ve konuşmalar yapıyor.
· Jojo Tv’de yayınlanan bu programın çekimlerine babası hayattayken onunla birlikte başlıyor ve babasının ölümünden sonra tek başına devam etmek istiyor ve bunun altından da başarı ile kalkıyor.

Program hangi günler, saat kaçta bilmiyorum ama Jojo Tv'de olduğunu biliyorum .

24 Ara 2009

Uzay Birası



Japonlar artık buraya da el atmış bulunuyor!! Adamlar pazardaki açığı görüyor. Çatt! diye taşı gediğine koyuyor her daim.

Evet, ciddi ciddi uzayda arpa yetiştirmişler. Yetiştirdikleri ile de kalmamış, kalkıp bu arpadan bir de bira yapmışlar. Adı da olmuş mu sana Uzay Birası. Uluslararası adı da Space Beer (Space Barley).
Uluslararası Uzay İstasyonu'nda, Rusya Bilimler Akademisi, Okayama Üniversitesi ve Japon bira firması Sapporo'nun 5 aylık ortak çalışmasının sonunda arpa üretilmiş. Yorumlardan anlaşılana göre de Dünya’da yetiştirilen arpadan hiç bir farkı yokmuş. Hem arpanın hem de biranın!

Şimdi, bi yandan bu güzel bir gelişme. Uzayda Dünya ile eş değer üretim yapabilecek noktaya ulaşmışız. İlerliyoruz, bebek adımlarıyla bile olsa.
Diğer yandan da ilginç değil mi?
Yani uzaya bira üretimi için mi çıktık biz? Biz derken sen, ben bütün mahalle değil tabii ki! Çıkan çıktı, bayrağını dikti. Parası olan "halk" (gerçi o kadar parası olanı da halka dahil etmemek lazım sanırım artık J ) bile çıktı ve çıkacak.

Bu adamlar ve de kadınlar için bir de turistik tur hazırlasınlar diyorum ben. Uzay turizmine destek. “Uzay Birası Nasıl Üretilir?” konsepti ile uzaydaki arpa tarlalarını falan gezdirsinler. Ya da Nasa bu işi bana versin. Ben hazırlarım bir paket program. Ama komisyonumu da alırım.

Bıraksanız bir dünya geyik yaparım bu haberin üstüne. Hoşuma gitti çünkü. Keyifli, ironik, komik, ilginç...

Uzaylılar biliyor mu acaba arpayı, birayı? Bi bakmışsınız bizim arpa tarlalarını uzaylılar istila etmiş. Eee bu durumda bizde olduğu gibi uzay kargalarını kovalamak için korkuluk yeterli olur mu acaba? Ya bu uzaylılar sarhoşluk nedir bilmiyorsa? Eyvah ki ne eyvah “Dünyalıların uzaya ilk katkısı sarhoşluk oldu!!" şeklinde  manşetten gireriz. Acayip de gurur duyarız muhtemelen. Ruslar bozulabilir bu olaya o ayrı, neden votka değil ki? Hem de kendi katkıları ile gelişmiş bir proje. Yazık oldu paralara...Neyse Rus Abi’cim önemli değil “haydan gelen huya gider” deriz biz türkler.
          
       “Beyaz Saray’a UFO çarptı!!” ya da "Uzaylılar Dünya'ya saldırdı!!" 


Manşetler bu şekilde.

Haberin açıklaması da şu: Yapılan araştırmalar sonucu anlaşıldı ki olay tamamen kaza. Uzaylılar Dünya’ya saldırmamış! Uzaydaki arpa tarlalarımıza dalan uzaylılar birayı keşfetti. Alkolün şişede durduğu gibi durmadığını henüz bilemeyen uzaylılar alkollü bir şekilde arabalarına, çok pardon ne arabası (Koskoca uzaylı araba mı kullanır), uzay mekiğine atlayan genç uzaylılar daha ne olduğunu bile anlayamadan atmosfere giriş yaparak dünyaya düştüler. Düşüşleri Beyaz Saray’a çarparak son buldu. Şu anda tüm dünya sarhoş uzaylıların cezasının ne olacağını merakla bekliyor. Uzay mekiği kullanma lisanslarına, cezalarına karar verilene kadar, geçici bir süreliğine el koyuldu. Anne ve babalarının gelip nafaka ödemesi bekleniyor. Bu arada dünyalılar ayaklandı. Zaten sadece 1500 şişe üretilen Uzay Birası'nı Uzaylılar ile paylaşmak istemiyorlar. Uzay Birası'nın müptelaları da facebook'da  "Uzay Biramızı  Uzaylılarla Paylaşmayız" adında bir grup kurdular. Tüm dünya liderleri bu grubun ayaklanmasından korktuklarını açıkladı.
Bıraksanız dedim ya yazarım da yazarım üstüne. Nereye çeksen gider yani.

Bu arada 6’şar şişeden oluşan paketler hazırlanmış. 6’lı paketin fiyatı da: 115$ olacakmış. Kura ile belirlenecek 250 kişi bu uzay birasını deneme şansını elde edecek. Toplamda kaç kişi başvurur bilemem.


Ama bilirsiniz ben bu tarz durumlardan hemen iş çıkarmak isterim. Çıkaranı ayrıca tebrik ederim. Eyfel’in merdivenlerini satın alan demiş işçisini hatırlarsınız. Eee Fulya’da açılan Media Markt için biz de bir heyecanlanmıştık zamanında.
Şimdi bu biralardan alsak, biz de demir işçisi abi gibi şişe şişe satsak. Ya da şişeleri açsak, bir mekanla anlaşsak bardak bardak Uzay Birası satsak ve komisyon alsak. Parti boyunca sattığımız içkiler de işin kaymağı olsa.

Ya da yine bardak bardak açık artırma ile satsak...
Daha ne yapsak ki acabaa??

Önemli Notlar:
*   Bu arada bu biraların satışından elde edilecek gelir Rusya ve Japonya’da bilimsel eğitim için harcanacakmış.
** Haberin aslı için buyurun.

22 Ara 2009

10 Yılın En İlginç Guiness Rekorları

Dün akşam internette dolaşırken denk geldim bu habere. 10 yılın en ilginç Guiness rekorları diye bir derleme yapmışlar. Ben de içinden ayrıca eledim bir kaç tanesini. Ben eğlendim belki size de eğlencelik olur, güldürür sizi.

Buyursunlar :



KULAĞIYLA EN BÜYÜK AĞIRLIĞI KALDIRMA
3 Ocak 2009'da, kulağıyla 73 kg kaldıran Zafar Gill rekorun sahibi.
NzN'nin notu: Bu kulak nasıl yırtılmıyor? Fikri olan var mı?


EN BÜYÜK KAYKAY
25 Şubat 2009’da Rob Dyrdek and Joe Ciaglia tarafından üretilen kay kayın boyu 11.14m.
NzN'nin notu: Ben de denemek İS-Tİ-YO-RUMM!!


EN BÜYÜK KUKLA
7 Ekim 2007’de yapılan kuklanın boyu 15.21m.
NzN'nin notu: Daha sevimlisi yok muydu acaba?! Kukla mutlu eder insanları, etmeli en azından. Dünyanın en büyük kuklası da  bu kadar asık suratlı mı olmalıydı!



16 Eylül 2007’de Bryan Berg tarafınadn oyun kartları ile yapılan maketin boyu 7m. 86cm.
NzN'nin notu: Ben 17cm'lik olanını bile yapsam havamdan yanıma yaklaşılmazdı!


EN KÜÇÜK OYUNCAK AYI

Güney Afrika’da Mayıs 2003’te üretilen oyuncak ayının boyu sadece 9mm.
NzN'nin notu: Serçe parmak ile oynuyoruz. Kibrit kutusundan yatak, kürdanın yarısından da baston yapıyoruz.


EN UZUN MOTOSİKLET
14 Ekim 2008’te İngiliz Colin Furze tarafından tamamlanan motosikletin uzunluğu 14.03 metre
NzN'nin notu: Arkada oturan zavallı öndekine sesini duyurmak istese nasıl yapacaklar? "Aşkım korkuyorum" numarası ile beline de sarılamaz. Romantik değil!


EN BÜYÜK HAMBURGER
29 Ağustos 2008'de hazırlanan hamburgerin ağırlığı 74.75 kg'dı. Hamburger 399 dolara satıldı.
NzN'nin notu: Peki nedeen kardeş neden? Kim neden alır bunu ki ! Buzluğa da sığmaz ki sakla, parçala, ye taktiğini uygulasın.


BİR KÜVETTE EN ÇOK YILANLA KALMA
Jackie Bibby, 5 Kasım 2007'de 87 yılanla 45 dakika bir küvette kaldı.
NzN'nin notu: İşte bu insan belli ki hayatında hiiç dayak yememiş!! "Ne zorun var be!" diye bağırasım geliyor.



EN GENÇ MİLYARDER
Servetinin 1 milyar dolardan fazla olduğunun ilan edildiği 5 Mart 2008’de, Facebook’un CEO’su Mark Zuckerberg 23 yıldan 296 gün almış.
NzN'nin notu: ......  !!



EN YAŞLI STRİPTİZCİ
31 Temmuz 1940 doğumlu Bernie Barker, Mart 2007’ye kadar striptiz yapmış.
NzN'nin notu: Bu ne hırs dede!! Belki de teşhircilik vardır ruhunda!



EN ÇOK DIŞA ÇIKMIŞ GÖZLER
ABD'li Kim Goodman 12 mm dışa çıkmış gözleri ile rekoru 2 Kasım 2007'de Türkiye’de kırdı.
NzN'nin notu: Gözlerine pinpon topu koymuşsun gibi:) Denesenize bakalım kaç mm dışa çıkabiliyor sizinki?



EN ÇOK  PIERCING TAKAN İNSAN
NzN'nin notu: Tahmin edin bakalım tüm vücudunda kaç tane vardır?

18 Ara 2009

İknacı Taksici


Akıllı beni bulmaz deli peşimden ayrılmaz. Durum böyle olunca taksi şoförlerinin de pek normali denk gelmez bana doğal olarak. Deli olurum çenesinin ayarı olmayan şoförlere. Geçen akşam bunlardan birine denk geldim yine. Bu noktadan sonra bu şahıs “İknacı Taksici” diye anılacaktır, böyle biline.

Hava kararmış, buz gibi, uyuz İstanbul yağmuru yine toz edasıyla savrulmakta etrafa ve gözlerinizi açmanızı bile engellemekte. İşten çıktım. Taksi arıyorum. 5 dk. kadar bekletikten sonra şanslıyım diye düşünerek bulduğum taksiye atladım. İknacı Taksici abimiz buyur etti arabasına kocaman bir gülümseme ve kibar bir tavırla. İlk anda mutlu oldum böylesine denk geldiğim için. Nadirdir bu cinsine denk gelmek İstanbul sokaklarında. Ben de “İyi akşamlar” dedim, gideceğimiz yeri söyledim. Sonra sustum. Ben sustum da benim susmam bizim iknacıya yetmedi. Ağzını bir açtı ve 35dk boyunca susmadı. Neler anlatmadı ki! Tamam tamam neler anlattığını da yazacağım da önce bu İknacı Taksici’nin nereden geldiğini bir yazayım zaten böylece anlatıklarının bir kısmını da tamamlamış olacağım.

Trafik inanılmaz sıkışık, sinir bozucu bir yerde kaldık. Sinir bozucu çünkü hemen önümüzde bir otopark girişi var. Onun içinden geçebilsek kafadan bir 20dk kazanmış olacağız ama kapıda bekleyen görevli geçiş izni isteyen bir kaç arabayı direkt gönderdi “Hayır” cevabı ile. İknacı Taksici de bekledi bekledi. Karar verdi. “Ben inip konuşacağım görevliyle, kesin ikna ederim ben onu” dedi ve indi. Taksinin içinden sadece el kol hareketlerini görebildim ama gayet net mesajlardı. Görevli güvenlik kamerasından kontrol edildiğini falan söylüyor, işsiz kalırım diyor, falan diyor, filan diyor. İknacı Taksici de artık ne dedi bilmiyorum ama bir anda kapı açıldı biz ve arkamızdan bize teşekkür edip, el sallayarak gelen diğer araba geçiveriyoruz bir anda. Ben de arka koltukta kraliçe edasıyla gerim gerim geriliyorum arkamızdaki arabaya bakarak.


Bu noktadan sonra İknacı Taksici abimiz ikna yeteneklerini anlatmaya başladı. Aşağıda diyalog şeklinde yazıyorum, buyurun lütfen:
İ.T. : Ben var yaa acaip iknacıyımdır ha. Elimden kimse kurtulamaz. İstediğimi ikna ederim.
NzN: Heee, güzel!
(yaklaşık 2 yıl kadar önce bir taksi şoförünün beni kaçırma teşebbüsünden sonra kestim muhabbeti bu taksici milletiyle, girmem uzun muhabbetlere)
İ.T. : Geçenlerde bir grup arkadaş bir amcanın yanına gittik. 12 tane av tüfeği varmış amcanın ama kimseye vermezmiş haa! Avlanacağız da hep birlikte. Ben bizim çocuklara dedim kesin ikna ederim. Çok iknacıyımdır ben. Gittim konuştum amcayla. 5dk. nın sonunda bana ne dedi biliyor musun? “Hangi tüfeği istersin?”
NzN: .......
İ.T. : Güldüm. En iyisi hangisiyse o olsun. Aldım tüfeği bizim çocuklar şaştı kaldı.
NzN : .......
İ.T. : Sonra bir keresinde ne oldu biliyor musun?
NzN : Yok!
İ.T. : Benim arkadaşlardan biri aradı. Manitayla buluşacakmış, beni de çağırdı “Gel sen de arabayı kullanırsın” dedi. Bunlar alkol falan alacaklar da. Ben alkol de almam. Neyse mırın kırın ettim ama sonunda he dedim. Aldık arabayı gittik. Benim arkadaşın kızın da bir kız ardaşı gelmiş yanında. Ben de içimden başladım düşünmeye “Bunu ikna etsem mi etmesem mi?”. Böyle bakıyorum kıza ve düşünüyorum bi yandan. Benim arkadaş da bana kaş göz yapıyor. Diğer kız bir ara tuvalete gitti de o arada arkadaşım bana  “ Yazsana oğlum” dedi. O arada arkadaşın kız arkadaşı da “Aaaa o domuzun tekidir hayatta yaklaşamazsın, uğraşma” dedi.
NzN : .......
İ.T. : Ben çok kitap okurum bu arada. Evde bir sürü kitabım vardır. Bir tanesi de böyle iknayla ilgili bi kitap.
NzN: Aaa ne kadar güzel. Okumak iyidir. Okuyun okuyun. Adı nedir kitabın?
İ.T. : Hmmm, böyle 700 sayfa bi şey ikna ile ilgili!!
NzN: ıdfhgkfbndzş!!!!
İ.T. : İçinde her durumda nasıl ikna edilir, teknikleri falan anlatılıyor. İşe de yarıyor ha. Mesela kızlar nasıl ikna edilir falan.
NzN: öhö öhö!
İ.T. : Neyse ben bu kitaptan da okuduklarımla iyice ilerlettim bu işi. Ama tabi öyle sadece kitap okumakla olmuyoorr bu iş. Ağzın da laf yapacak! Neyse bak dur anlatayım kızla neler oldu.
NzN: Trafik de pek sıkışık, şuradan mı kaçsak acaba?
İ.T. : Sen bana bırak yollarıııı. Ben götürecem seni kapının önüne kadar.
NzN:.....
İ.T.: Sonra bizim bu arkadaş ve sevgilisi deniz kenarında yürümeye gittiler. Biz de kızla kaldık arabada. Ben de başladım iknaya. Bizimkiler arabaya döndüğünde bu kız benim omuzumda yatıyordu.
NzN: Yok artık!! Sizin “kız” iknaya hazırmış zaten.
İ.T. (gevşek bir gülümseme ile) Ben çok iyi iknacıyımdır. İkna edemeyeceğim yoktur.
NzN: Heee.

Aradan 2 dk geçer. “Oh sonunda sustu” diye düşünürken NzN bizim İ.T. hemen devam eder.

İ.T.: Ben çok kitap okurum. Evde bir sürü kitabım var.
NzN: ......
İ.T.: Bende bir kitap var böyle sihir kitabı gibi bi şey.
NzN: Pardon?
İ.T. : Sihir kitabı gibi bi şey var bende diyorum.
NzN: Nereden buldunuz?
İ.T. : Hatırlamam pek. Ama acaip sihirler var içinde. Ama denemem ben. Korkarım Allah’tan. Mesela bi sihir var içinde. Eline alıyorsun bi parça toprak parmakların açılırsa o toprağı aldığın yerde hazine var. Yok açılmazsa orada hazine yok.

Eğlenmek isteyen NzN sorar: Eee denediniz mi?

İ.T. : Yook. Dedim ya bende Allah korkusu var. Acayip bi şey bu kitap yaaa. Garip garip şeyler oluyor.
NzN: Ee hani denememiştiniz?(belli ki denenmiş o kitaptan bi şeyler )
İ.T. : Ya işte bi kaç arkadaş öyle bi baktık ama garip o kitap garip.

Söylemi ile beni geçiştirir İknacı Taksici.
İ.T.: Ama okurum kitabıı. 2000 sayfa falan ha bi de. Bir tarafı arapça bir tarafı da türkçe bunun. He bir de 2 ayrı kitap bu.
NzN: El yazması falan mı ? Yani biri eliyle mi yazmış bu kitabı?
İ.T.: Yook bildiğin matbaada basılmış.
NzN: Hmmmm
İ.T: Ama içinde neler neler yok bir bilsen!

Bilmek istemiyorum. Bilmek istemediğimi anlatmanın başka bir yolu kalmadığı için de yalandan telefona sarılıyorum ki belki susar. Telefonu kapattıktan sonra aynen kaldığımız yerden sanki sadece nefes arası vermişiz gibi tam gaz devam.

İ.T.: Misal evde kocanla aranda soğukluk var.
NzN: öhöh öhöhöh köh köh!!
İ.T.: Yani kavga ediyorsunuz falan. Bir dua var, alıyorsun onu 72 defa yazıyorsun bir kağıda sonra onu suyun içine mi ne koyuyorsun. Bak hatırlayamadım orasını tam olarak. Sonra o suyu içiyorsun karı koca oluyor sana bal-kaymak.
NzN: Eee hani denememiştiniz??
İ.T. : Denemedimm . Allah korkum var benim. Ama yazıyor valla. Oluyor bunlar. Mesela 3 harflileri çağırmak ya da kovalamak için. Bu arada bildin sen 3 harfliler nedir?

O arada camdan dışarı bakıp bütün ilgisizliğini ortaya koymak isteyen zavallı NzN’den kısık bir ses çıkar: Bildim bildim.

İ.T.: Hah işte onları kovalamak için ya da çağırmak için de dualar var. Bu kitap bana nereden geldi biliyor musun?
NzN: Hatırlamıyordunuz.
İ.T. : Bir zamanlar dükkanımız vardı bizim. Pastane. Biri geldi bu kitabı bana bıraktı. Bilmem kim 1 saat sonra buradan alacak bunu diye. O gün bugündür kimseler gelip sormadı kitabı.

“Allahım bitsin artık bu işkence” düşünceleri ile tekrar telefona sarılan NzN bu sefer yol tarifi alıyor. Hemen bizim iknacı bu sefer NzN'yi ikna çabalarına başlıyor.

İ.T.: Ben bilirim oraları bilirimm. Zaten Levent’in taksisiyim ben. Kapat kapat kontörlerin gitmesin. Yazmasın boşu boşuna. Bak şimdi bedavadan halledeceğiz o işi .

Zavallı NzN de her ne hikmetse bir anda kapatıveriyor telefonu. Pinti mi bu NzN? Hani bedava lafını duydu da kapatıverdi hemen. Yooo alakası yok. Sever hatta para harcamayı. O zaman bu kitaplardan bütün ikna tekniklerini yalayıp yutan abimiz işi kapmış mı gerçekten? Belki de NzN’nin beyni sulanmıştır artık ve düşünme yetisini kaybetmiştir.

Öyle ya da böyle İknacı Taksici bir lafıyla NzN'ye de  o telefonu kapattırdı ya helal olsun! Ama uzun sürmedi. Bu bas&konuş sistemi ile diğer taksicilere yol sorarken NzN bir kaç saniyede geri geldi. Hemen telefona sarıldı, arkadaşından yolu öğrendi ve allaha şükür ki tam da kapının önündeymiş. İniverdi oracıkta taksiden.
İ.T.: Ehehehe Nasıl da bulduk di mi ama yolu?
NzN: Evet evet. Hadi size iyi akşamlar olsun.

Dumur olan NzN arkadaşının evine kendini zor atar. Arka arkaya içilen 10 bardak koyu demlenmiş çay ve yanında çikolatalı pasta ile birlikte meze yaparlar İknacı Taksiciyi geceye...

Bu masal da böyle biter.
Gökten düşen elmalar da  sahibine gider...



17 Ara 2009

Eiffel Kulesi'nin Merdivenleri Satılmış

Ne kadar ilginç iş fırsatları var şu dünyada. 1983 yılında Eiffel Kulesi’nden çıkartılan merdivenler açık artırma ile satılmış. Hem de 85 bin Euro’ya! Hem de Fransız bir demiş işçisine. Bir demir işçisi 85 bin Euro parayı buluyor, bu kadar parayı bulmakla kalmıyor parayı 7.8m’lik merdivene yatırıyor.
Küçümseme falan yok burada sakın ha yanlış anlaşılmasın. Tam tersi takdir var, şaşkınlık var, inanamama durumu var. Bizim demir işçilerimizle Fransız demir işçilerini kıyaslayınca sanırım siz de paylaşırsınız bu duyguları benimle.
Peki bu adam ne yapacak bu merdivenlerle? Koleksiyoncu bir demir işçisi mi? Ya da kişisel bir önemi mi var acaba bu merdivenin? Belki de ilk öpücüğü bu merdivenlerde olmuştur da aldığı merdivenleri hayatının kadınına hediye edecektir ilk öpücüğün anısına. Durum başlı başına bir hikaye ya istediğim kadar uça kaça atar tutarım ben de.
Sormuşlar adını açıklamak istemeyen demir işçisi arkadaşa bu soruyu. Cevabı şöyle olmuş; “Merdivenleri kesip yeniden satacağım”.

Vaayy!! Cevap bu kadar basit işte. Ben şahsen tebrik ederim. Parçala ve yeniden sat. 85 bin Euro’ya aldığı 40 basamaktan ne kadar kar edecek merak ettim. Yokmuş öyle benim beklediğim gibi romantik sebepler işin altında meğer. Sen ne diye kendi kendine kızsal kızsal hayallerin peşindesin ki zaten?

Vizyon sahibi demir işçisi olan bu “isimsiz” arkadaşı tebrik eder. Kişisel mesajımı da iletirim buradan:

"Umarım geri dönüşümü yüksek bir yatırım olur senin için".

15 Ara 2009

17 Aralık Media Markt Fulya Açılıyormuş. Eyvah ya da Oley!!

Evet açılıyor. Hem de evimin dibinde. Pek teknoloji meraklısı biri olduğumdan oturup da bir heyecan yazmıyorum bu konuyu. Açılırsa açılsın banane hatta!

Beni heyecanlandıran kısmı bambaşka.

Açıklıyorum:
Ne zaman Media Markt açılsa haberlere konu olur. İzdiham, açılıştan 12 saat önce falan başlar. Millet kuyruklar oluşturur. İndirimli ne varsa, ihtiyaç olsun olmasın alabilmek adına birbirini ezmek için sıraya girer insanlar daha geceyarısından(ihtiyaç fazlaları sonra piyasa fiyatına satılır). Bazen bu izdiham sıra kavgalarından başlar.

Kapılar açılınca da hurraa "Allah allaahhh" sesleriyle koşturmaya başlar bu kuyruk insanları. Bütün gece uyumadan, buz gibi havada, sokaklarda beklemiş olmanın verdiği yorgunluktan eser yoktur ortalıkta. Adrenalin tavan yaptığı için kimse hissetmez o yorgunluğu. Ezilecek insanlar vardır hedefin önünde. Sanırım “Önümüze çıkana bir tekmee” şarkısı -ya da oyun müziği diyelim- kulaklarında çınlar, önlerine gelen insanlar da bilgisayar oyunlarındaki bonuslardan farksızdır o noktada. Lazım tabi adrenalin bu tarz bir hedefi başarı ile tamamlayabilmek için. Lafın özü benim için eğlencedir bu tarz yerlerin açılışı.

Bu sefer bir fark var sadece. Dediğim gibi evimin dibinde olacak bu olay. Geceden izlemeyi düşünüyorum bu grubu. Zira bana bedava verseler o kuyrukta, o soğukta, o izdiham ortamında bek-le-mem! Bekleyenlerin de benden ne farkı varmış bi göreyim di mi !?

Kafamda dolaşan tilkiler var. İlgililerine duyurulur. Burada bir fırsat var, iyi para kazanılabilir.

Şöyle:
Geceden sıraya girenlere bu buz gibi havada battaniye kiralama,
Bütün gece evde demlenmiş sıcacık çay, kahve, salep satma. Hem de ince belli cam bardakta,
Soğuk sandwich satma,
“Adınıza sıraya girilir, yerinize sabaha kadar beklenir” gibi bir iş.
“Biz daha da ileri gittik!” diye bir pankart ile şunu da yazabilirsiniz pek tabi, ne de olsa kıyasıya rekabet ortamı: “Alışveriş listenizi bize verin, adınıza alışverişinizi biz yapıp eve teslim edelim”.
Gibi işler  ile bu geceyi adınıza karlı bir geceye çevirebilirsiniz.
Ben henüz karar veremedim hangisi daha fazla para getirir ya da benim henüz göremediğim daha yüksek getirisi olan bir yatırım var mıdır?

Farklı fikirleriniz varsa buyurun sizler de ya da burada paylaşın ki siz yapmasanız bile faydalananlar olabilir! Maksat tüketim ortamını adımıza üretim ortamına çevirmek!

Derin sevgilerimle.

Bugün Bana Yaşlı Bir Teyze Selam Verdi!!

Sabah evden çıktım yürüye yürüye işe doğru geliyorum... Evet evet doğru okudunuz  ben şanslılardanım. İstanbul'da oturuyorum ve evden işe yürüyebiliyorum.
Neyse konuyu dağıtmayayım. Tam karşıdan da yaşlı bir teyze bana doğru yürüyor. Bana doğru dediysem tanımam etmem,  yanımdan geçip gidecek yani birazdan, sıradan bir yol çakışması o kadar, bir yabancı benim için ve ben de onun için...

Tam yanımdan geçerken bu güzel teyze bana "Günaydın kızım" dedi!! Hani saniyede bilmem kaç düşünce bir anda hücum eder ya beyninize bazen. Hah işte bana da tam aynısı oldu.
Aklımdan geçenler: "Aaa bana mı dedi ki?", "Yok canım yanlış duydum herhalde", "Kesin birine benzetti, kesin!", "Ofisten komşu falan mı acaba?", "Bizim ofiste çalışanlardan birinin bi şeyi miydi de karşılaştık da beni tanıdı şimdi acaba?".

Aklımdan geçenleri bir kenara zar zor atarak son anda ben de yetiştim ve "Size de günaydın" deyiverdim tam omuz hizamdayken.

Güne güzel başladım demek istiyorum aslında. Minicik, miniminnacık bir "Günaydın kızım" benim suratıma getirdi koccamaan bir gülücük koyuverdi.

Güzel duygular bunlar. Tanımadığınız bir insan sırf yolda yürürken göz göze geldiniz diye size selam veriyorsa bilin ki eski topraktır o. Zira bizde neredeyse kalmadı bu incelikler. Biz diyorum ama aslında kendimi de bir parça dışında tutmak, biraz da kayırmak istiyorum burada.


Nedenmiş o NzN? Hayıdır? Ne farkın var senin bizlerden?
Çünkü:
Ben hala apartmanda karşılaştıklarıma selam veririm.
Asansöre binerken&inerken birileri varsa gülümser  selam veririm.
Yolda üstüme üstüme yürüyenler varsa genelde kenara çekilen  taraf ben olurum (çekilmezsen zaten küt diye omuzunu yerinden çıkartacak şiddette çarparlar adama).
Deli gibi yağmur yağarken, birilerine çarpmamak için ıslanmak da olsa işin ucunda şemsiyemi kenara çeken taraf genelde ben olurum da ondan.

Var mıdır böyle güzel hikayeleri hala sık sık yaşayan??

14 Ara 2009

Alternatif ve "Farklı" Yılbaşı Hediyeleri



Yılbaşı geliyor!! Azıcık kaldı. Koskoca bir yılı daha deviriyoruz. Ben kendi adıma yazıyorum: benim için gayet güzel bir yıl oldu, mutluyum&memnunum bu yıldan. 2010’un daha da iyi olmasına yönelik dileklere yine de hayır demem tabi ki !

Şahsen yılbaşında hediye alma&verme işini ben uzun yıllar önce bitirdim. Yeri gelmişken hemen bir itirafta bulunayım bazen çok yakınlarıma minicik minicik şeyler aldığım oluyor. Ama etraftaki ufaklıklar bu heyecanı yaşasın diye onlara kıyak geçerek hediyelerini alıyorum o ayrı. Küçük insanlar kayırılmayı hak ediyor her zaman için...
Fakat kocaman bir grup hala deli gibi yılbaşı için hediye alışverişine çıkıyor. Sevdiklerinize bu yılbaşında hediyeler almak ve onları mutlu etmek isterseniz size güzel bir önerim var. Sevdiklerinizi mutlu ederken hiç tanımadığınız ama buna gerçekten çok ihtiyacı olanları da mutlu edebilirsiniz. Bir taşla iki kuş! Güzel anlaşma bence!
Ne diyorum ben?
Şunu demeye çalışıyorum:
Ülkemizde de güzel işleyen yardım dernekleri var. Bu işler için gönüllerini ortaya koymuş çalışan bir grup insan var arka planda. İçlerinde bire bir tanıdıklarım, farklı organizasyonlarda bir araya geldiğim isimler de var. Dolayısı ile inancım daha da derin bu gruplara. Belki sizler de bu yılın hediyeleri için oturmuş kara kara düşünüyorsunuzdur “Ne alsam, ne alsam” diye.

Bilirim her yıl en büyük dert de farklı hediyeler bulma çabasıdır. İşte buyurun bundan ala değişik hediye mi olur!?
Aşağıda alternatif yılbaşı hediyelerini alabileceğiniz farklı kuruluşların web sitelerini ya da online alışveriş sitelerini sıraladım sizler için. Umarım faydası olur.


Yeri gelmişken herkese nefis, enfes hatta tadından yenmez bir yeni yıl diliyorum.
Güzel yüreklerinizden geçen tüm güzel dileklerinizin gerçek olması umuduyla neşe, mutluluk, sağlık, kahkaha, para, aşk, meşk, dostluk, sevgi, dost sohbetler ve sıcak kucaklaşmalarla dolu bir yeni yıl dilerim!!!!!



UNICEF: Hediye olarak Unicef’e bağışta bulunabilirsiniz ya da aşağıdaki sayfadan kartpostal, ajanda, çocuk yemek takımı, kravat, mum seti, mutfak önlüğü, tütsü takımı gibi hediyeleri de deneyebilirsiniz.
http://eshop.unicefturk.org/unicefr.aspx?id=7

KORUNCUK: Biz grup olarak doğum gününde arkadaşlarımıza hediye almak yerine buraya bağışta bulunuyor ve aldığımız sertifikayı da hediye paketi yaparak veriyoruz. Gözlerdeki sevinç görmeye değer.
http://www.koruncuk.org/

BEDD: Engelli arkadaşlarımızın elleriyle yaptıkları kitap ayraçlarının tanesi 5 TL’den satılıyor. Derneğin henüz online satışı oturmadığı için daha önce de adı geçen Fatma Yılmaz’a direkt mail atarak siparişinizi verebiliyorsunuz. Emin olun ki hemencecik geri dönecektir size. Bu ürünlerin fotoğraflarını da aşağıda veriyorum.
http://www.bedd.org.tr/
Fatma Yılmaz e-mail: fatma.yilmaz@bedd.org.tr



  

























TEMA: Tema’nın sayfasında Tema Karbonmetre bölümü var. Buradan yıllık tüketimlerinizi sisteme girerek yıllık tüketiminizi karşılayacak ağaç sayısını hesaplayarak doğadan aldığınızı aynen doğaya geri verebiliyorsunuz. Hem de oturduğunuz yerden sadece bir kaç tık tık ile! Benim en sevdiğim hediyedir bu. Doğum günlerinde hemen girip, tahminimce bir hesaplama yaparak arkadaşlarım adına ağaç diktirerek sertifikasını da adreslerine gönderiyorum. Günümüzde artık posta adreslerimize fatura ve broşürlerden başka bir şey gelmiyorken doğum gününüzde böyle bir hediye almak keyifli oluyor.
http://www.tema.org.tr/

LÖSEV: Lösev’in ürünlerinin satışını yaptığı Ispanak sitesi de naylon poşet yerine alternatif minik çantalarını aldığım sitedir. Örgül şal, harfli magnetler, Lösev bebekleri, Lösev yastıkları, keçe yaka iğnesi, mutluluk sertifikası, yaşam sertifikası gibi farklı alternatifleri var. Güzel ve anlamlı hediyeler olabilir.
http://www.ispanak.com.tr/

DOĞAL HAYATI KORUMA DERNEĞİ: Çok fazla seçenek yok fakat t-shirt, kupa, kitap ayıracı destek amaçlı alınabilecek hediyelerden olabilir.
http://www.dhkd.org/index.php?option=com_content&view=article&id=86&Itemid=100

WWF/ Doğal Hayatı Koruma Vakfı: Organik tekstil ürünlerini ve diğer ürünlerinin satışını 2 ayrı siteden yapıyorlar. İki siteyi de aşağıda veriyorum. Buralarda güzel & farklı alternatifler var.
Organik tekstil ürünleri
http://www.b-b.com.tr/index.php#
Diğer Ürünler
http://www.garantialisveris.com/wwfturkiye/categoryPage.aspx?catId=4727








11 Ara 2009

AŞK


• Mandalinanın içinde hani minicik dilimler vardır ya iki büyük dilim arasında kalan. İşte onlara ben küçükken babam “ Bak bu yavru mandalina. En lezzetli yeri burasıdır” der ve her yediği mandalinanın yavrusunu da bana verirdi. İşte mandalina yerken yavrusunu kendiniz yemek yerine ona veriyorsanız. Bence bu aşktır.


• Evde yaymış film seyrederken saat bilmem artık kaç olmuştur. Yerinizden kıpırdayacak haliniz yoktur. Ama deli gibi de susamışsınızdır. Kalkıp mutfağa gitmek o kadar zordur ki yutkunacak kadar bile ıslaklığı kalmamışken ağzınızın ve damağınızın. O da sizden farklı bir durumda değilken kalkıp size su getirmesidir aşk. Kendi tembellik hakkını hiçe sayarak...

• O sona, en zor anlara saklanan son yudumları vardır ya hani içeceklerin. Sevdiğinizin size kendi son yudumunu seve seve siz daha sormadan uzatıp vermesidir aşk.

10 Ara 2009

Bozacı da Geçti Tamamdır!

Dün akşam evde televizyon karşısında yorgun yorgun sızmayı beklerken bir anda duyduğum sesle zıpladım yerimden.

"Ne o ya bozacı mı geçiyor??"
" Evet"

Bozacılar da gezmeye başladıysa artık sokakları
Gelmiş demektir donduran kış akşamları....

Oysa ben hala yazlıkları kaldırmadım. O kadar inanmıyorum yani bu sene kışın geleceğine.
Hani çok isteyince oluyordu? Eee o zaman nereden çıktı bu bozacı şimdi!?

9 Ara 2009

We Wish You a Horny Christmas

İngiltere'de Ann Summers  (iç çamaşırı&seks oyuncakları satan bir  marka) iddialı Noel Kampanyası ile tüm dikkatleri üstüne çekmiş durumda. En çok da kiliseden tepki alıyor tabi ki !

Noel için "We wish you a horny Christmas (azgın bir Noel dileriz)" sloganını kullanıp bunu da 138 mağazasının pencerelerine yapıştırınca ortalık karışmış doğal olarak. Buyurunuz efendim mağaza fotoğrafı da budur.


Kilise bu mesajın kaldırılmasını talep ediyor. Firmanın başkanı Jacqueline Gold ise  kelime oyunu yaptıklarını söyleyerek kampanyayı savunmak adına  şöyle bir açıklamada bulunmuş:
"Noel kampanyamız insanları Noel havasına sokmak içindi. Bunu da iç çamaşırı giydirilmiş bir modelimizi geyik boynuzlarıyla süsleyerek yaptık. Biz kelime oyunu yapmak istedik aslında. Mesela bunu bir çocuk okusa sonuçta modele boynuz (horn) taktık, ne de olsa Rudolph Noel ruhunun büyük bir kısmını oluşturuyor"

Bizde de Kurban Bayram'ı için bu tarz bir mesaj yazıldığını düşünsenize. Mağazalar taşlanır, yerle bir edilir ardından da kesin bu markaya abuk subuk sebeplerden dolayı bilmem artık ne kadar milyon dolarlık vergi cezası falan verilirdi herhalde.

 "Bol Boynuzlu bir Kurban Bayramı Dileriz"  mesela yani...



8 Ara 2009

Hamster Olmanın 1 Geceliği 99 Euro

Fransa'da iki mimar 18. yüzyıldan kalma bir binanın içini bir hamster gibi yaşamanızı sağlayacak şekilde düzenleyerek otel olarak hizmete sunmuş.


Nantes'te bulunan otel geceliği 99 Euro'ya hamster tahıllarıyla beslenme, dev tekerlekler içinde koşma ve kuru ot yığını üzerinde uyuma deneyimini yaşamanızı sağlıyor. Ve bütün bunları Hamster Villası adlı süitte yapabiliyorsunuz. Yakında odalara televizyon ve wifi da koyacaklarmış benden duymuş olun.

Kuş gibi yaşamak istersek kafese, ayı hayatını deneyimlemek istersek ine, allah korusun "karınca hayatını nasılmış bir göreyim" desek doğruca toprak altına mı gönderecekler bizi.

Siz başka hangi hayvanın hayatını deneyimlemek istersiniz ki? Hiç aklıma gelmemişti böyle bir soru ben bilemedim.

7 Ara 2009

I Love "PinkStinks" ! Kız Çocuklarına Sadece Pembe Giydirmeye Son!



Oldum olası deli olmuşumdur kız çocuklarına sürekli ve neredeyse sadece pembe renk kıyafetler giydirilmesine. O kadar ciddi boyutlara geldi ki bu rahatsızlığım ben yıllardır pembe giymem, kalpli ne varsa gördüğüm anda kaçarım. Anlamam ben bu durumu bir türlü, anlayamam. Neden kardeşim neden yani? Kız olunca illa ki pembe giyilecek ki daha bebekten hadlerini bilsinler, prenses olsunlar. Yok öyle  erkek gibi kız olmak, meydan okumak dünyaya! Hani küçükken böyle elimizi gözümüze götürür de gözümüzü çıkartana kadar alttan çekiştirip "pışşıııkkk" yapardık ya! Hah tam da gözünüzde canlanmışken benden de buyurun bir "pışıııkkkk". Yok öyle dayatmalar.
Daha bebekten hem kız hem de erkek çocuklara bir takım dayatmalar başlıyor. Bebekten rollerini biçiveriyoruz onlara. "Kızlar bebekle oynasın, hadi bakalım giyin pembe kıyafetlerinizi", " eee hadi erkeklere de giydiriverin birer kot t-shirt, verin ellerine silahtı, arabaydı artık daha ne varsa -erkekliği- temsil eden, besleyen". Tamaamm herkes rolüne hazır açın perdeleri salın bebeleri. Analar&babalar sizlerin görevi de olur ha biri yolundan şaşmaya yeltenirse hemen cebinizden hazır laflarınızdan bir kaç tane çıkarmak olacak: "aa kızlar arabayla mı oynarmış hiç!", " anneeciğimm ne yapıyorsun oralarda, gel bakayım hiç senin gibi güzel bir kıza yakışıyor mu?", "aaa erkek adam ağlar mı hiç!", "ooo canım oğlum benim o yapar tabii hoh hoh hoh hadi bi daha küfret bakayım oğlum , hoh hoh hoh",  en favori suflemiz de sanırım " hadi göster amcalara pipini!".
 Tabi ki  günümüzde artık anneler bu kadar bilinçsiz değiller. Söz meclisten dışarı. Yine de kabul etmek lazım ki sizler gibi bilinçli anneler "azınlık" diye tanımlayabileceğimiz gruba  dahil.

Hep derim "hani olurda bir gün bir kızım olursa dolabında pembe görmek istemiyorum". Bu kadar da iddialıyım. Kimseler de pembe pembe, kalpli böcekli hediyeler getirmesin. Benim kızım kargo pantolonlar giyecek. Yeri geldimi elbise de giyer, prensesin önde gideni olabilir. O güzel canı nasıl isterse yani! Böyle diyen annelerin kızları da inadına daha minikten prenses olmayı tercih ediverir! Sen ne yaparsan yap boş, Murphy her yerde... .Bu yazının cezası olarak bana da doğuştan bir prenses gelir mi acaba?

Ben böyle düşünürken sabah gazetede öyle güzel bir habere rastladım ki paylaşmadan geçemedim. Bu konuda yalnız olmadığımı bilmek şahane bir duygu.

Haber şu şekilde:
İngiltere'de kız çocuklarının sadece pembe renk kıyafet ya da oyuncak bulabilmesinden yakınanlar PinkStinks adlı bir grup kurmuş. Grup, kızların başka renklerde de oyuncak bulabilmesi için kampanya başlattı...

Kampanya özetle şöyle diyor:
1990'ların başından bu yana üreticiler ve satıcılar bugün toplumda bir kızın nasıl olması gerektiğine uygun bir şekilde çocukların oyuncaklarına sınırlama getirdi. Sonuç olarak da güzellik ve imaj daha küçük yaşlarda çocukların beynine kazınıyor. Çocuk oyuncaklarında cinsiyet ayrımına son vermek istiyoruz. Erken Öğrenme Merkezi( Early Learning Center) gibi kurumlara güveniyoruz çünkü bu gibi kurumlar kızların eşit olduğunu hissetmelerine ve kalıplaşmış örnekler haline gelmemelerini sağlıyor.

Son Sözüm: Kampanya ile ilgili gerekli bütün linkleri verdim. Ben kampanya hakkında daha derin bilgilere girmek istemem. Her zaman diyorum ilk ağızdan duymak çok daha doğru bana göre. Haberin türkçesini de buradan okuyabilirsiniz.



4 Ara 2009

BEDD Yararına Tiyatro Gösterisi & Adıyaman'da Bir Çocuğum Var Projesi

Aynı  konu ile ilgili 2 farkı projeden bahsedeceğim şimdi. 2 projenin de haberi bu hafta geldi ve vardır bunda bir işaret NzN hemen otur yaz dedim ve ofisten bildiriyorum.

1. Proje: BEDD Yararına Tiyatro Gösterisi

Pek sevdiğim ve değer verdiğim, yüreğinin güzelliğine sonuna kadar inandığım bir arkadaşım yıllarca  kocaman kocaman kurumsal şirketlerde çalıştıktan sonra sonunda onu "mutlu" eden işini buldu. BEDD'de(Bedensel Engellilerle Dayanışma Derneği) işe başladı. Bizler de elimizden geldiğince destek olmaya çalışıyoruz. Bu hafta bir mail geldi ondan. Başlık şu şekilde: BEDD Yararına Tiyatro Gösterisi. Aşağıda kendisinden gelen mesajı aynen paylaşıyorum. Kendiniz gidemeseniz bile "Askıda Bilet" uygulamasına katkıda bulunabilirsiniz.
Nedir Askıda Bilet uygulaması?
Şöyle: Bilet ücretini ödüyorsunuz. Bu ücreti ödenen biletler havuzda toplanıyor ve böylece bilet alamayacak durumda olan fakat tiyatroya gönül vermiş engelliler de gösteriyi seyretme şansını yakalamış oluyor.


Fatma Yılmaz'dan gelen mesaj:
Tiyatro AÇIKÇA 19 Aralık Cumartesi günü BEDD yararına "Müfettiş" isimli oyunu sergiliyor. Oyunumuza bekliyoruz. Gelemeseniz bile "Askıda Bilet" uygulamamızla engellilerin katılımını sağlayabilirsiniz. Duyurumuzda bize yardımcı olabilirseniz mutlu oluruz.
Bilet Bedeli: 25 TL

İrtibat ve detaylı bilgi için:  Fatma Yılmaz
İletişim Bilgileri
Tel: 0216 370 81 76
web sitesi: www.bedd.org.tr

2. Proje  Adıyaman'da Bir Çocuğum Var. Proje Bir Milyon Kalem Blog'una ait.


Yılbaşında gerçekten ihtiyacı olan çocukların yüzlerini güldürmek adına  güzel girişmleri var. 2 farklı ayakta organize edilmiş bir proje.
Birincisi: Adıyaman 80. Yıl Rehabilitasyon Merkezi'nde kalan 8-17 yaş arası zihinsel engelli 30 erkek çocuğu için giyecek kampanyası.
İkincisi: Adıyaman Sevgi Çocuk Yuvası'nda yaşayan minikler için oyuncak kampanyası.

Ben burada uzun uzun yazarak olası yanlış anlamalara sebep olmak istemediğim için direkt olarak sizlere  linkini veriyorum(http://1milyonkalem.blogspot.com/2009/12/adiyamanda-bir-cocugum-var.html). Buradan ilk ağızdan detaylı bilgileri alabilirsiniz. Ne gibi desteklerde bulunabileceğinizi görebilirsiniz.
Genel olarak gayet şeffaf bir organizasyon. Neyin nereye gönderildiğini ve irtibatların kimler olduğunu da herkesle paylaşıyorlar ki bence bu tarz organizasyonların en önemli kısmı budur. Malum günde bilmem kaç tane bu tarz içerikte mail alıyoruz. Internet dünyası da ucu bucağı olmayan bir deniz olduğu için bir çoğumuzda kolaylıkla güvensizlik hissi uyandırabiliyor.

Ben tek başıma yıllardır bu tarz yardım kampanyaları düzenlerim ve en önem verdiğim kısım da budur açıkçası.
Bu şeffaflık politikasından dolayı da yüzlerini hiç görmediğim ama benden gelen maillere canı gönülden destek olan bir grup bile oluştu. Bundan sonraki organizasyonlarımı artık ben de buradan paylaşacağım. Hatta sırada bekleyen Kırklareli okulları için "Kütüphanelerimizin Raflarını Dolduralım" projesi var. Zamanı gelince detayları paylaşırım.

Herkese kocaman sevgiler.


3 Ara 2009

Kaç Yıl Oldu?

Biraz önce evde Uykusuz dergisi geçti elime. Sayfalar arasında dolaşırken "Kaç Yıl Oldu" bölümünü okudum ve güldüm. Güldüm ve "hemen gidip yazmalıyım" dedim. Dedim ve geldim oturdum yazıyorum.
Umarım sizleri de güldürür...


  • Ebru Şallı "Harun da yüzüne maske sürüyor. ikimiz de karşılıklı oturuyoruz. Bu çok normal. Ben kendime hazırladığımda ona da sürüyorum hemen. İlk zamanlar oğlumuz Bero bizi böyle gördüğünde korkuyordu. ama o da alıştı artık" açıklamasını yaparak Bero için bizleri endişelendireli 1 yıl...
  • Emel Acar, katıldığı bir sağlık programında "Oksijensiz bir hayat düşünemiyorum" diyeli 1 yıl...
  • Dünya Kupası finalinde, Zidane'ın anne ve kız kardeşine küfrettiği gerekçesiyle, Materazzi'ye kafa attığı olayın  görüntülerini yayınlayan Flash TV, görüntülerin altına "Bana ana bacı yaptı" yazalı 3 yıl...
  • Gazeteci Şenay  düdek, Magazin Gazetecileri Derneği ödül töreninde, Ahmet Kaya'ya "yuh, bölücü, sünnetsiz p...venk!" diye bağırarak, çatal bıçak fırlatma gösterisini başlatalı 10 yıl...
  • Pınar Altuğ sevgilisiyle uluorta öpüştüğü iddialarına "Onun üzerine yatıp yerlere öpüşmüyorum yani. Allaha şükür bir evimiz var. Tabii ki sevgimi belirtiyorum, boynuna da beline de aslıyorum ,ona bacağımı uzatıyorum" açıklaması ile cevap vereli 5 yıl...
  • Star gazetesi Dünya Kupası'nda Senegal ile oynayacağımız çeyrek final maçıyla ilgili "Safari günü. Yağmur ormanlarını geçtik. Çin Seddi'ni aştık. Samurayları temizledik. Sıra Afrika aslanlarına geldi" manşetini atarak abartının dibine vuralı 7 yıl...

Ton Balıklı Salata'nın Halleri


Hani ismin “e hali”, “de hali” vardır ya bol bol okuduk kaç yıl boyunca. Bu da benim ton balıklı salatamın halleri. Şöyleki: Ton Balıklı Salata'nın benim evimdeki hali ve annemin evindeki hali.

Ton Balıklı Salata'nın benim evimdeki hali: Tek kelime ile şahane. Tek başına koskoca bir akşam yemeğini kotarır. Hatta  misafir grubu sadece kızlardan oluşuyorsa akşam yemeğinde misafir bile ağırlar tek başına. Yanına da hiiç bir şey aramadan hapur hupur yer,  yutar götürürüz. Üstüne de utanmadan “off ya ne de çok yedik” bile deriz.
Ama annemin evine gelince bir haller oluyor buna. Havası bir sönüyor ki sormayın. Malzeme aynı malzeme, yapan kişi aynı, yöntem aynı fakat  yok o ihtişamı annemin sofrasında. Bizimkinin suratına bakan yok neredeyse. Belki masadaki 8. meze olarak, o da ucundan azıcık. Ben bile buna dahilim ki haftaiçi akşam yemeğinde en büyük kurtarıcımdır kendisi. Kurtarıcım dediysem öyle bi şey bulamadım salatayla geçiştirivereyim cinsinden değil. Bayıla bayıla yerim, yemek olmasın o olsun bana  çook daha mutlu olurum. Tercihimdir lafın kısası.

Annemin evine gidince  işin rengi bir anda değişiveriyor. Resmen canım bile istemiyor. Hani annem dese ki akşam yemeğin yanına - bakın dikkatinizi çekiyorum “yanına” ton balıklı salata mı yapsak? Olay çıkartabilirim hatta ileri gidip trip atıp, küsebilirim bile. Ben onu zaten sürekli yiyorum. O benim evimin demirbaşı. Şimdi tek başına yaşayan biri olarak benim evimin demirbaşı ile "koskoca" anne evinin demirbaşı bir olur mu? Şöyle mercimekli köfteler, mantılar, kısırlar, börekler falan olacak ki anlamı olsun.
Çok acı ama hemencecik satıveririm canım salatamı. Ama haksız mıyım anne evinde akşam yemeğinde -sadece- salata mı olurmuş!? Dediğim gibi belki,  o da belki 8. meze niyetine birazcık bakarım tadına ama ana yemek olarak kimseler bana anneciğimin evinde salata yediremez. Bu salata benim Ton Balıklı Salatam bile olsa! Zaten o da kendini biliyor, bile bile aynı tadı bile vermiyor bana annemin evinde ki masaya çıkartılmasın da havası sönmesin bizimkinin.

2 Ara 2009

Nedir (ya da Neymiş) Bu Çocuk Kitaplarının Durumu


Şimdi eve geldim ve ilk iş olarak bilgisayarı açtım ve yazıyorum.
Yazının başlığından da anlaşılacağı gibi sitemim var benim!
Biz ne kitaplar okuyarak büyümüşüz meğer şaşkın şaşkın  yeni fark ediyorum.
Hayırdır NzN neler oluyor?
Şöyle açıklayayım:  Bu akşam minik yeğenimle -kendisi 4 yaşını dolduracak önümüzdeki hafta- nefis bir gece geçirdik. Bolca boğuştuk, hamur oynadık, oyuncakların arasında kaybolduk ve sonunda yorgun yorgun odasına doğru yollandık. Evet evet vakit kitap okuma vaktiydi. Ben seçeceği kitabı okuyacaktım o da mışıl mışıl uyuyacaktı. Böyle sanki olamamış gibi yazdığıma bakmayın aynen öyle de oldu ama tamamen benim kişisel çabalarımla oldu bu. Okuduğumuz kitabın hiiç bir faydası olmadı, üstüne alınmasın.

Tamam hemen açıklıyorum. Bizim küçük insanın kitapları pek doğal olarak itina ile seçilir. Yaşına uygun olsun, görsel açıdan doyurucu olsun ama aynı zamanda ilgisini de çeksin ve eğitici&öğretici yönü de olsun gibi  basit kriterlerimiz var ailecek. Fakat bu özenle seçilen kitapların arasında gazete ekinden çıkan bazı kitaplar da yok değil hani ki bu kitaplar da sözüm ona bizim çocukluğumuzun klasiklerinden. "Hiç kitap atılır mı?!" mantığından yola çıkarak atılmamış kitaplar bunlar. Bizler bu kitaplar ile büyüdük ve hala bu yaşımızda bile buralardan isimler kullanırız hayatlarımızda örnek vermek adına.
Bu  akşamki kitabın adı Hansel ve Gretel idi. Bizim küçük böcek gitti 3 kitap seçti biri de bu. Tabi ki gazete ekinden gelenlerden biri. Ben de hiç bir sakınca görmedim açıkçası. Okumaya başladık kitabı. Daha 2. sayfaya gelmiştik ki küçük "ben sevmedim bu kadının resmini" dedi. İçimden "kesinlikle haklısın, ne suratsız bi şey bu böyle" dedim ve devam ettim. Hala bir sorun görmedim çünkü."Çirkin suratlı bir kadın gördü ve rahatsız oldu" diye düşündüm. Belki anne olsam dişi kaplana daha o noktada dönüşmüştüm ama acemilik işte. 3. sayfaya geçtiğim anda işin rengi tamamen değişti. Kitabın konusu ne kadar da karamsarmış ve kötülük doluymuş -daha ağır bir kelime geçiyor içimden ama neyse- meğer. Yok "kötü cadı kardeşleri kaçırdı" efendim "cadı Gretel'i öldürecek" dahası "Gretel'i fırında pişirmeye karar verdi" gibi cümleler bolcana kullanılmış.
Peki ben ne yaptım bu durumda?
3. sayfadan sonra bendeniz oturdum pembe panjurlu ev hayali kuran bir genç kız saflığında  bizim yılların Hansel ve Gretel'ini tekrar yazdım. Bir mutlu aile kurdu bu bizim eskiden "cadı" olan bugünün "yaşlı teyze"si ki sormayın. Ayak üstünde mutlu mesut bir hale getiriverdim bizim çocukluğumuzun masalını.

Böyle masal olur mu yahu! Tam da "hadi canım benim harika rüyalar gör, mışıl mışıl uyu, seni dünyalar kadar seviyorum" diye diye öpüp koklayıp pamuk hale getirdiğiniz küçüğünüze bu kötülük yapılır mı? Yapılmamalı!

Bizler nasıl psikopat olmadan büyümüşüz bu masallarla acaba? Bana şu anda pek normal geliyor Hansel ve Gretel hikayesi ama nedense o küçücük beyinin böyle tatsız konularla daha şimdiden gereksiz yere darbe almasının anlamı yok. Gereksiz yani.

Gidin sevgi, mutluluk, paylaşma, yardımlaşma "dünya barışı" gibi mesajlar verin de daha kulak memesi kıvamında olan bu güzel beyinler hani olur ya ileride istediğimiz dünyayı getiriverirler bize. Olur mu olur...

1 Ara 2009

Felaket Yaşanan Bir Fabrika Turistik Ziyarete Açılır mı? Açılmalı mı?

Biraz önce internette dolaşırken garip hatta bana göre saçma, insanın canını acıtan bir habere gözüm takıldı.

25 yıl önce Hindistan'da sızdırdığı gaz yüzünden 18.000 kişinin ölümüne, 150.000'den fazla insanın zehirlenmesine yol açan ilaç fabrikası kapılarını halka açıyormuş. Halk kabul etmemekle kalmayıp kurbanlar adına tazminat davası açmak üzere girişimde bulunan bir yazar da olmuş. Bunun üstüne Sn. Başbakan Babulal Gaur "Hükümet insanların fabrikayı ziyaret etmesine izin vererek halkın merakını gidermeyi ve oradaki şeylerin kilit altında tutulduğu yanılgısından kurtulmasını umuyor. Kuşlar ve hayvanlar da aynı havayı soluyor ama kimse zarar görmüyor" demiş.


 Sadece 1 haftalığına açılıyormuş, yok efendim halk kapalı kapılar ardında neler olduğunu görsünmüş, falanmış filanmış... Bu girişim zamanında canı yanan insanların yaralarını deşmekten başka bir işe yaramaz gibi geliyor bana. Bilmem sizler ne düşünürsünüz.

Sizi bilmem ama bana gerçekten duygusuz geldi. Biz ki bombalı saldırılardan sonra Levent'te bulunan HSBC eski binasını aradan yıllar geçmesine rağmen hala kullanıma açamayan bir milletiz, biz de böyle bir durum olsa sanırım hiç kimse kabul etmezdi.