Durduk durduk Ağustos ayını hareket ayı seçtik ha!
Biz dün gece annemlerin yanından geldik. Giderken ayrı bir trafik belası, gelirken ayrı...
Öyle güzel bir haftasonu geçirdim ki!! Vallahi hem ben çok şanslıyım gelin gittiğim aile açısından hem de pek sevgili kocacığım çok şanslı damat geldiği aile açısından.
Her iki tarafta da pek güzel ağırlandık. Gözlerimizin içine baktılar mutlu olalım diye. Bizim sadece varlığımız bile onların ömrüne ömür kattı. Çok net hissettim. Hele ki güzel babama nasıl da iyi geldi. Bilen bilir geçen sene neler neler atlattık. Ne kadar uğraşsa da o doktor parçaları öldüremediler babamı. Babama yaşam yakışır çünkü! O güzel gözlerinde hep ama hep gülücükler olmalı. O sevgi dağıtmak için gelmiş bence bu dünyaya....
Hala atlatılan tatsızlıkların etkileri var tabii ki üstünde. Fiziksel olarak gayet iyi durumda olsa da bütün o yaşadıkları bilinçaltında "ölüm" korkusu olarak duruyor. Yanında bizler yokken morali hep bozuk. Abim söylüyor. Annem doğruluyor. Bizler gittik mi, tüm aile bir araya gelipte mangalı yaktık mı o rakı kadehleri nasıl da coşuyor bir görseniz. O anlarda çok mutlu. Sık sık gitmeli. Bu anları yaşamalı. Hayatın anlamı bu değil mi zaten? Sevdiklerinle birlikte olmak.
Kızıyorum kendime bazen daha sık gitmediğim için. Fakat hayat bu. Benim hayatım burada kurulu. Yine de daha sık gidilebilir biliyorum... Gitmeliyim!! Zamanında onlar gecelerini, gündüzlerini birbirine katıp bizim dibimizde olmadılar mı ? Şimdi sıra bizde. Hem öyle gece kalk altını değiştir, git süt ısıt, olmadı boklu bezini yıka, allah hastalandı sabahla, hastaneye git, yemeğini hazırla, yedir, okula götür-getir gibi dertleri de yok yani. Kaldır totonu da git 2 kadeh rakıyı devir gel işte daha ne!! Siz de gidin. Hatta ailesine görmeye giden kalksın yazsın ve bizlere de sürekli hatırlatsın derim ben. Kendi döngümüzde kalmayalım.
Neyse efenimmm uzatmayayım lafı. Baba dedim mi coşuyorum (lafta mı ? yok yook o kadar da değil! )....
Önümüzdeki hafta da tatile gidiyoruz artık oohhhh. Allahtan balayına gitmişiz de bu zamana kadar beklemedik denize girebilmek için. 10 -12 gün kadar olmayacağım. Sonra gelip 1 hafta falan çalışıp bu sefer de bayram tatilne gideceğğimmmm :))
Ağustos ayı gezme ayıııı!!!
Eylül nasıl gelir bilinmez!
Aaa bu arada babamın size selamı var :)
Babam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Babam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
1 Ağu 2011
15 Eyl 2010
2. Ay Dönümü ve Babamdan Sizlere Selam Getirdim...
Bugün tam 2 ay oldu hastanelerle haşır neşir olmaya başlamamız. 2 ay önce bugün babamı güle oynaya gönderdik o kateter laboratuvarına. 2 ay sonra bugün ise Edirne Tıp Fakültesi'nde Enfeksiyon Bölümünde yatıyor babam.
2 ayda kalbi 20dk durdu. 4 gün yoğun bakımda kaldı. Eve çıktı ve 2 gün sonra tekrar şeker komasına girerek yoğun bakıma kaldırıldı. 7 gün daha yoğun bakımda kaldı. 12 gün hastanede yattı. Hafızayı kaybetti. Kaburgalarında 8 kırıkla 1,5 ay yaşadı. Ciğerleri su topladı. Bu arada hafızayı geri kazanmaya başladı. Hep güldü hep gülmeyi denedi. Tekrar taburcu oldu. Çiş yapamaz oldu. Sonda takıldı. Sondayı çıkarma denemeleri 2 defa acilde tekrar sonda takarak sonuçlandı. Edirne'ye gitti. Edirne'de yattı. Yeni doktorları oldu ve tekrar tekrar kan verdi. EKG çekildi. Sonda çıkartıldı ve çiş yapabilmeye başladı. Hep güldü hep gülmeyi denedi. Çiş yapabilmek öyle pek ucuz olmadı. Enfeksiyonla taçlandırıldı bu başarı. Yine hastaneye kaldırıldı. Güldü ve hala gülüyor. Sadece akşamları içine ciddi bir sıkıntı çöktüğünü ve ağlamaklı olduğunu söylüyor. Yeni söylemeye başladı bunu da. "Ağla babacım ağla. Yaşadıkların öyle hap gibi yutulur şeyler değil. Tutma kendini. O kadar güçlü olmak zorunda değilsin" dedim de yine de ağlamadı. Yüzü düştü sadece.
Ben olaya şu yönden bakmayı tercih ediyorum:
Bu operasyon olmasaydı babam her an kalp krizi geçirip bir yerlerde pat! diye kalabilirdi. Bu operasyon ile rektifiye ediyoruz.Umarım yani... Bu son enfeksiyon olayı da noktası olacak. Hatta üstüne mümkünse mühür basmak istiyorum ki bir daha açılmasın!!
Hastane odasında bile kendimize eğlenceler bulduk inanın. Gülmek için elimizden geleni yapıyoruz. Neşeyi severiz biz ailece. Babam bile "Ne kadar güzel bir adamsın sen böyle amcacım. Gözlerin hep gülüyor senin" diyen doktorlarına "ahh ben aslında hep gülerim. Bakmayın şimdi canım acıyor diye o kadar gülemiyorum. Gönlüm hasta benim" diye cevap veriyor gülerek. Artık yeter bu güzel adama bu kadarı. Yetti bence!!
Dün gelen yorumlardan sonra babama dedim ki "Bak bütün arkadaşlarım her gün arayıp seni soruyor, merak ediyor ve sana güzel dileklerini gönderiyorlar. Ayaklan diye beklemede herkes. Kimisi senin için rakı içiyor. Bazısı dua okuyor. Bazısı ise seninle güzel anılarını anlatıp anlatıp gülüyor. Hadi dostum az kaldı artık mangal bizi bekler". Anlatamadım tabii ki blog dünyasını O'na. Fakat sizlerden gelen güzel dileklerin hepsini tek tek anlattım. Anlatmak istedim. Bayılır kalabalık ortamlara. Misafir ağırlamalara. Merak edilmeyi ve sevilmeyi de ayrı bir sever.
Sizlere bir mesaj gönderdi babam:
"Bütün arkadaşlarına çok selam söyle. Çok iyi baksınlar kendilerine. Gülsünler. Bir de öptüğümü söyle. Rakıyı da buz gibi içsinler. Ayaklanınca gelsin hepsi de çiftlikte mangal yapalım, birlikte rakı içelim. Kutlayalım."
2 ayda kalbi 20dk durdu. 4 gün yoğun bakımda kaldı. Eve çıktı ve 2 gün sonra tekrar şeker komasına girerek yoğun bakıma kaldırıldı. 7 gün daha yoğun bakımda kaldı. 12 gün hastanede yattı. Hafızayı kaybetti. Kaburgalarında 8 kırıkla 1,5 ay yaşadı. Ciğerleri su topladı. Bu arada hafızayı geri kazanmaya başladı. Hep güldü hep gülmeyi denedi. Tekrar taburcu oldu. Çiş yapamaz oldu. Sonda takıldı. Sondayı çıkarma denemeleri 2 defa acilde tekrar sonda takarak sonuçlandı. Edirne'ye gitti. Edirne'de yattı. Yeni doktorları oldu ve tekrar tekrar kan verdi. EKG çekildi. Sonda çıkartıldı ve çiş yapabilmeye başladı. Hep güldü hep gülmeyi denedi. Çiş yapabilmek öyle pek ucuz olmadı. Enfeksiyonla taçlandırıldı bu başarı. Yine hastaneye kaldırıldı. Güldü ve hala gülüyor. Sadece akşamları içine ciddi bir sıkıntı çöktüğünü ve ağlamaklı olduğunu söylüyor. Yeni söylemeye başladı bunu da. "Ağla babacım ağla. Yaşadıkların öyle hap gibi yutulur şeyler değil. Tutma kendini. O kadar güçlü olmak zorunda değilsin" dedim de yine de ağlamadı. Yüzü düştü sadece.
Ben olaya şu yönden bakmayı tercih ediyorum:
Bu operasyon olmasaydı babam her an kalp krizi geçirip bir yerlerde pat! diye kalabilirdi. Bu operasyon ile rektifiye ediyoruz.Umarım yani... Bu son enfeksiyon olayı da noktası olacak. Hatta üstüne mümkünse mühür basmak istiyorum ki bir daha açılmasın!!
Hastane odasında bile kendimize eğlenceler bulduk inanın. Gülmek için elimizden geleni yapıyoruz. Neşeyi severiz biz ailece. Babam bile "Ne kadar güzel bir adamsın sen böyle amcacım. Gözlerin hep gülüyor senin" diyen doktorlarına "ahh ben aslında hep gülerim. Bakmayın şimdi canım acıyor diye o kadar gülemiyorum. Gönlüm hasta benim" diye cevap veriyor gülerek. Artık yeter bu güzel adama bu kadarı. Yetti bence!!
Dün gelen yorumlardan sonra babama dedim ki "Bak bütün arkadaşlarım her gün arayıp seni soruyor, merak ediyor ve sana güzel dileklerini gönderiyorlar. Ayaklan diye beklemede herkes. Kimisi senin için rakı içiyor. Bazısı dua okuyor. Bazısı ise seninle güzel anılarını anlatıp anlatıp gülüyor. Hadi dostum az kaldı artık mangal bizi bekler". Anlatamadım tabii ki blog dünyasını O'na. Fakat sizlerden gelen güzel dileklerin hepsini tek tek anlattım. Anlatmak istedim. Bayılır kalabalık ortamlara. Misafir ağırlamalara. Merak edilmeyi ve sevilmeyi de ayrı bir sever.
Sizlere bir mesaj gönderdi babam:
"Bütün arkadaşlarına çok selam söyle. Çok iyi baksınlar kendilerine. Gülsünler. Bir de öptüğümü söyle. Rakıyı da buz gibi içsinler. Ayaklanınca gelsin hepsi de çiftlikte mangal yapalım, birlikte rakı içelim. Kutlayalım."
14 Eyl 2010
Şom Ağızlı mıyım Ne!!
Hay bin kunduz!! Çenemi, klavyemi tutsaydım da babam ne kadar iyiye gidiyor demeseydim mi acaba?!! Var mıdır bu nazar denen olay gerçekten? Yoksa kuantumcuların dediği gibi nazar en çok inananların başına mı gelir? Bilmiyorum. Bilemiyorum...
Doğru bildiklerim, inandıklarım, savunduklarım şaştı artık. Her şeye bel bağladım. Bilmediğim, hiçbir zaman öğrenmediğim duaları bile okur haldeyim inanın.
Çarşamba günü koştura koştura işlerimi halledip babamın yanına gittim. Kocaman kocaman öpeyim diye üstüne atladığım sırada farkettim ki ateşi var. Başımıza gelenlerden sonra ödüm patladığı için hemen doktorları arattım abime ve apar topar hastaneye götürdük babayı... Bir baktık ki tansiyon 8/4 olmuş. Ayağa kalktığı zaman denge bozuluyor, gözler kararıyor falan. Ateş düşürücü ve tansiyon dengeleyici ilaçlardan ve serumdan sonra eve döndük. Gece zor geçti. Ateş yükseldi. Tekrar düştü falan...
Ertesi sabah yani bayram sabahı ayağa kalktığı zaman denge sorunu yaşamaya başladı babam. Doktorlarını tekrar aradık ve koşa koşa hastaneye gittik. Tansiyon yine düşmüş. Bu sefer farklı testler yapıldı ve gördük ki idrarda ciddi bir enfeksiyon var. Bol lokosit, yer yer küme lokosit yazıyor test sonucunda. İdrar yolu enfeksiyonu. Meğer uzun süre sonda kullanan hastalarda çok sık rastlanan bir durummuş bu. O gün serumları yedik ve özel hastanenin altıyapısı yetersiz olduğu için Tıp Fakültesi'ne sevk edildik. Bu Tıp Fakültesi de ayrı bir hikaye konusudur ya neyse...Kimseleri düşürmesin, düşmek mecburiyetinde kalanlara da katil olmamaları için yürek gücü versin diyerek geçelim...
Acilde 3 saat geçirdikten, akla hayale sığmaz olaylar yaşadıktan sonra doktorları babamı yatırmaya karar verdiler. O arada idrar kültürü alındı. Test sonucu da en erken 48 saat sonra çıkar dendi. Allahtan güzel ve özel bir odaya denk geldik. Büyük lüks o şartlarda. Odada 2 yatak. Odanın içinde özel tuvaleti falan var. Kültür sonuçlarında bakteri tespit edildi. Buna göre tedavi başladı ve şu anda babam hala hastanede...
Tedaviye cevap veriyor. Fakat tedavi bitmeden hastaneden çıkartmak istemiyorlar. Yaşadıklarını gözönünde bulundurunca haklılar. Kalsın. Bu da artık son nokta olsun lütfen. Bu bakterinin de kıçına tekmeyi basalım ve bitsin artık bu olay...
Hastanelerden, doktorlardan o kadar sıkıldım, sıkıldık ki anlatamam. Babamın durumunu yazmıyorum bile...
Güzel kalpli, canım babam benim bizi üzmesin diye ağzını açıp söylenmiyor bile ama biliyorum ki 2 aydır yaşadıklarından dolayı artık canı burnunda. Canımız burnumuzda...
Doğru bildiklerim, inandıklarım, savunduklarım şaştı artık. Her şeye bel bağladım. Bilmediğim, hiçbir zaman öğrenmediğim duaları bile okur haldeyim inanın.
Çarşamba günü koştura koştura işlerimi halledip babamın yanına gittim. Kocaman kocaman öpeyim diye üstüne atladığım sırada farkettim ki ateşi var. Başımıza gelenlerden sonra ödüm patladığı için hemen doktorları arattım abime ve apar topar hastaneye götürdük babayı... Bir baktık ki tansiyon 8/4 olmuş. Ayağa kalktığı zaman denge bozuluyor, gözler kararıyor falan. Ateş düşürücü ve tansiyon dengeleyici ilaçlardan ve serumdan sonra eve döndük. Gece zor geçti. Ateş yükseldi. Tekrar düştü falan...
Ertesi sabah yani bayram sabahı ayağa kalktığı zaman denge sorunu yaşamaya başladı babam. Doktorlarını tekrar aradık ve koşa koşa hastaneye gittik. Tansiyon yine düşmüş. Bu sefer farklı testler yapıldı ve gördük ki idrarda ciddi bir enfeksiyon var. Bol lokosit, yer yer küme lokosit yazıyor test sonucunda. İdrar yolu enfeksiyonu. Meğer uzun süre sonda kullanan hastalarda çok sık rastlanan bir durummuş bu. O gün serumları yedik ve özel hastanenin altıyapısı yetersiz olduğu için Tıp Fakültesi'ne sevk edildik. Bu Tıp Fakültesi de ayrı bir hikaye konusudur ya neyse...Kimseleri düşürmesin, düşmek mecburiyetinde kalanlara da katil olmamaları için yürek gücü versin diyerek geçelim...
Acilde 3 saat geçirdikten, akla hayale sığmaz olaylar yaşadıktan sonra doktorları babamı yatırmaya karar verdiler. O arada idrar kültürü alındı. Test sonucu da en erken 48 saat sonra çıkar dendi. Allahtan güzel ve özel bir odaya denk geldik. Büyük lüks o şartlarda. Odada 2 yatak. Odanın içinde özel tuvaleti falan var. Kültür sonuçlarında bakteri tespit edildi. Buna göre tedavi başladı ve şu anda babam hala hastanede...
Tedaviye cevap veriyor. Fakat tedavi bitmeden hastaneden çıkartmak istemiyorlar. Yaşadıklarını gözönünde bulundurunca haklılar. Kalsın. Bu da artık son nokta olsun lütfen. Bu bakterinin de kıçına tekmeyi basalım ve bitsin artık bu olay...
Hastanelerden, doktorlardan o kadar sıkıldım, sıkıldık ki anlatamam. Babamın durumunu yazmıyorum bile...
Güzel kalpli, canım babam benim bizi üzmesin diye ağzını açıp söylenmiyor bile ama biliyorum ki 2 aydır yaşadıklarından dolayı artık canı burnunda. Canımız burnumuzda...
27 Ağu 2010
Babam. İnatçı Babam. Keçi Babam. İsyankar Babam
Zaten oldum olası inatçı bir adamdı. Şu anda tavan yapmış durumda. Yaşananları kendine yakıştıramadığı, kabullenemediği için gizli saklı bir isyan yaşıyor babacığım. Nasıl bir inatçılık yaptığını size anlatmamın imkanı yok. Örnek vereyim bir kaç tane onun yerine;
Senin canın bizim için ne kadar kıymetli sen biliyor musun? Biliyor musun ki biz, senin hayatımızdan çıkıp gitmene hiç ama hiç hazır değiliz! Hele ben bir yerlere bırakmam, bırakamam seni. Anlıyorum isyanını. Anlıyorum can acını. Anlıyorum kendine yedirememeni. Anlıyorum moral bozukluğunu ve anlıyorum anlayamadıklarımı.
Biliyorum ki geçecek. Kolay olmadı. Bizler, seni seyrederken, yanında olurken bile tükendik. Nefesimiz kesildi. Gücümüz bitti. Kaç kere düştük ve kaç kere kalktık ama sana hissettirmedik. Bunları yaşayan, her bir boktan duruma karşı kuvvetli durmaya çalışan, hem canı hem de ruhu acıyan canım babam sen kim bilir ne fırtınalar bastırıyorsun içinde. Bize taşan bu kısmı kim bilir sadece yüzde kaçı?!!
Bugün gidiyorum yanına. Heyecanla bekliyormuş. Ben de heyecanlıyım. Ama konuşmam hazır. Önden hafiften aba altından sopa gösteren bir konuşma var kafamda. Kendi canına kıymet vermiyorsa bize verdiği kıymeti kendi canına sahip çıkarak gösterecek bu koca adam bundan sonra!
Bana şans dileyin anacım. Koca keçiyi dellendirmeden bir çıkış yolu bulayım. Bir şekilde ulaşabileyim. Zira ailenin en küçüğü, tekne kazıntısı, babasının ballısı olarak en son silah benim!!
Yaşayan bilen eden de varsa tüyolara her daim açığım...
Kocaman sevgiler gönderiyorum hepinize birden tek tek.
- Ablam onları Pazar günü Edirne’ye götürdü. Dün geldi ve ben de bugün gidiyorum. Bir nevi devir teslim. Ciğerlerde su olduğu ve tuz vücutta su tutulmasına sebep olduğu için doktorları tuzu yasakladı. Baktılar ki olacak gibi değil “eh o zaman bir parçacık ama gerçekten minicik bir parça tuz kullanabilirsin” dediler. O bir parçanın sınırlarını genişletmek için koskoca adamın yapmadığı kalmadı. Arkamızı döndüğümüz an gizli saklı tuz almaya çalışıyor. Allahtan henüz o kadar hızlı hareket edebilir hale gelmedi de her seferinde yakalanıyor. Yakalanması da yetmiyor ki anacım bu sefer de küsüyor, kızıyor, hırçınlaşıyor. Evet evet o benim bal-kaymak olan babamın resmen yüzünün rengi siyaha dönüveriyor o sinirden!!
- Geçen akşam ablam cacık vermiş. Babam da hemen “Biraz tuz verin bana” demiş. Hakkatten de bir parça tuz eklemişler cacığa. Babacık tekrar tadına bakıyor ve cacığın hala tuzsuz olduğuna karar vererek daha da istiyor. Ablam “Yok babacığım veremem, gerçekten olmaz” dediğinde elinin tersiyle cacığı bir kenara itiyor ve “Ben de yemem o zaman” diyor. Cacığın bir kısmı masaya dökülüyor. Hem ablam hem de annem “Sen bilirsin hayatım. Yeme o zaman” dediğinde ise bu sefer masadan kalkıyor. Yine süngüsü düşmüş olarak tabii. İçimden bir şeyler akıp gidiyor...
- Daha şimdiden “ben bir iyileşeyim bu verdiğim kiloları hemen alır, canımın istediğini de yerim” diye bol bol tekrarlamaya başladı. Sen yeterki iyileş şekerim. Canın ne isterse yersin o zaman.
- 2 gün önce çiftlikte meyve ağaçlarını ve sebzelerini kontrol ederken ablam insülin saati geldiği için elinde iğne (bu da 2. defa hastaneye yattıktan sonra çıktı hayatımızda) “baaabbaaaa, babaaaaa, babaaaa” diye milyon defa sesleniyor ve babam bırak kafasını çevirmeyi gözlerini bile kırpmıyor. Ablam yokmuş gibi davranıyor. Çünkü o anda O’nun yapmak istedikleri var ve artık hayatı ile ilgili kendisi karar vermek, inisiyatifi eline almak istiyor. Tekrar hayatının patronu daha da önemlisi sahibi olmak istiyor. Zar zor ikna edilip sıra iğneye gelince de asabi asabi “ne var yani 5-10 ya da 15 dk sonra olsa allahh allaahhh” diye söyleniyor. Valla şekerim var işte. Şu anda o 10-15dk'nın önemi pek fazla bizim hayatımızda. Nasıl kabullendireceğiz bunu sana off oofff....
- Bu aralar bir de tansiyon sorunu peydah olduğu için pek tek başına hareket etmemesi, daha doğrusu hareket ederken yalnız kalmaması gerekiyor (Ayağa kalktığı anda tansiyonu ciddi anlamda düşüyor). Dinler mi peki sizce bizimki?? Tabii ki hayır!! Ablam alışveriş için evden çıktığı anda annemin kafasının etini yemeye başlayan babam annemi çay koymaya göndererek gizli planlarına başlamış. Evin terasında yetiştirdiği güvercinleri ziyaret etmek için kocaman kocaman basamaklardan ve 2 bölümden oluşan merdivenlere atıvermiş kendini. 2 bölüm arasındaki sahanlıkta tam kendinden geçmek ve merdivenlerden aşağıya düşmek üzereyken annem atlayarak yakalamış. Babama sorarsanız hala “ne var canım 2 basamak çıkamayacak mıyım?!!”
Senin canın bizim için ne kadar kıymetli sen biliyor musun? Biliyor musun ki biz, senin hayatımızdan çıkıp gitmene hiç ama hiç hazır değiliz! Hele ben bir yerlere bırakmam, bırakamam seni. Anlıyorum isyanını. Anlıyorum can acını. Anlıyorum kendine yedirememeni. Anlıyorum moral bozukluğunu ve anlıyorum anlayamadıklarımı.
Biliyorum ki geçecek. Kolay olmadı. Bizler, seni seyrederken, yanında olurken bile tükendik. Nefesimiz kesildi. Gücümüz bitti. Kaç kere düştük ve kaç kere kalktık ama sana hissettirmedik. Bunları yaşayan, her bir boktan duruma karşı kuvvetli durmaya çalışan, hem canı hem de ruhu acıyan canım babam sen kim bilir ne fırtınalar bastırıyorsun içinde. Bize taşan bu kısmı kim bilir sadece yüzde kaçı?!!
Bugün gidiyorum yanına. Heyecanla bekliyormuş. Ben de heyecanlıyım. Ama konuşmam hazır. Önden hafiften aba altından sopa gösteren bir konuşma var kafamda. Kendi canına kıymet vermiyorsa bize verdiği kıymeti kendi canına sahip çıkarak gösterecek bu koca adam bundan sonra!
Bana şans dileyin anacım. Koca keçiyi dellendirmeden bir çıkış yolu bulayım. Bir şekilde ulaşabileyim. Zira ailenin en küçüğü, tekne kazıntısı, babasının ballısı olarak en son silah benim!!
Yaşayan bilen eden de varsa tüyolara her daim açığım...
Kocaman sevgiler gönderiyorum hepinize birden tek tek.
23 Ağu 2010
Babam Evine Ulaştı Sonunda!
Evet evet İstanbul'da 2 gün bile kalmaya tahammül edemeyen babacığım tam 39 gün sonra evine dönebildi. Şükür ve minnet duygusuyla doluyum...
Daha önce de bahsetmiştim yaşadıklarımızı ne beynimin ne de ruhumun anlayamadığını, algılayamadığını.
Şimdi 15 Temmuz tarihine dönüp bakıyorum da sanki üstünden yıllar geçmiş gibi geliyor. O kadar uzak. O kadar soğuk. O kadar ağırdı ki geçen her 1 dakika aylar gibi geldi bize.
Hala bomba gibi değil ama geçirdiğimiz dönemleri düşünürsek inanılmaz bir durumda. Beyindeki ödem ile ilgili bir arıza kalmadı. Geçmiş ve gelecek ile ilgili tüm hafızayı yakaladı. Fiziksel olarak bir arızamız yok ki ciddi bir felç tehlikesi vardı. Sadece göğüsteki ağrıları devam ediyor.
Atlattık. Hayata geri döndük ve umarım bunların hepsi bedenini sıfırlamaya ve ömrünü uzatmaya hizmet edecek tatsızlıklardır. Yaşanma nedenleri de budur!
Bir tek sıkıntımız kaldı ki o da sonda. Babam hala sonda ile dolaşıyor. 2 kere çıkartmayı denedik ve ikisinde de çişini yapmayı başaramadı. Sorunumuz ise prostatın çok büyümüş olması ve artık operasyon ile çözülecek duruma gelmiş olması. Fakat yaşananlardan sonra en başta babamın bedeni ve daha sonra hepimizin ruhu böyle bir operasyonu kaldıracak durumda değil. En az 1 yıl beklemesi gerekiyor. 1 yıla kadar da ilaç tedavisi devam edecek. 3 hafta sonra tekrar çıkartıp bir deneme yapacağız. Bu arada ilaçların etkisini göstermeye başlamış olmasını umud ediyoruz. Babişkonun moralini bozan bir şey bu tabii ki. Ne olursa olsun yaşananlardan sonra bu beni hiç mi hiç korkutmuyor. Biz öyle bir severiz ki hiiç bir şeyciği kalmaz güzel kuzunun. Bunu da çözeriz.
Zaman her şeyin ilacı demiştim ya hani. Zaman yavaş yavaş sarmaya, sarmalamaya başladı yaralarımızı.
Dün ilk defa vicdanım vıdı vıdı yapmadan, ruhumu ve beynimi kemirmeden çıktım dışarı ve markete gidip alışveriş yaptım. Sevgiliyle atladık arabaya ve eski İstanbul sokaklarını gezdik. Nasıl iyi geldiğini anlatamam size!! Ruhum hafifledi. Meğer ne pis bi şey çökmüş omuzlarıma benim günlerdir. Nefes alamıyormuşum uzun zamandır. Dün farkettim.
Bugün keyifle başladım güne. Babamın sesi pek keyifli geliyordu. Gülüyordu. Son 2 haftadır İstanbul'da 10 adımı zar zor yürütebildiğimiz babamdan dün gelen fotoğraflar beni coşturdu. Çiftliğine koşa koşa gitmiş ve hemen pek değerli hayvanlarını tek tek gezmeye başlamış. Bahçedeki ürünleri tek tek incelemiş. Patlıcanlara ve domateslere bayılmış. "Ben yokken iyi bakmışsınız" diyerek bıyık altından gülümsemiş.
Bunlar büyük adımlar bizim hayatımızda. Hala uzun bir süreç bizi bekliyor tabii ki ama yaşananlardan sonra bu kadarı bırak bizi devirmeyi ciddi ciddi sarsmayı bile beceremiyor. Demiştim size öyle bir seveceğiz ki babacığı, öyle bir sarıp sarmalayacağız ki onu sevgimizle korunup kollanacak ve tekrar ayaklanacak diye! Ayaklandı ve şimdi sırada diğer engeller var. Hadi bakalım güzel babam benim cuma akşamı yanında, dizinin dibindeyim. Şaşırt beni diye heyecanla bekliyorum :)
Daha önce de bahsetmiştim yaşadıklarımızı ne beynimin ne de ruhumun anlayamadığını, algılayamadığını.
Şimdi 15 Temmuz tarihine dönüp bakıyorum da sanki üstünden yıllar geçmiş gibi geliyor. O kadar uzak. O kadar soğuk. O kadar ağırdı ki geçen her 1 dakika aylar gibi geldi bize.
Hala bomba gibi değil ama geçirdiğimiz dönemleri düşünürsek inanılmaz bir durumda. Beyindeki ödem ile ilgili bir arıza kalmadı. Geçmiş ve gelecek ile ilgili tüm hafızayı yakaladı. Fiziksel olarak bir arızamız yok ki ciddi bir felç tehlikesi vardı. Sadece göğüsteki ağrıları devam ediyor.
Atlattık. Hayata geri döndük ve umarım bunların hepsi bedenini sıfırlamaya ve ömrünü uzatmaya hizmet edecek tatsızlıklardır. Yaşanma nedenleri de budur!
Bir tek sıkıntımız kaldı ki o da sonda. Babam hala sonda ile dolaşıyor. 2 kere çıkartmayı denedik ve ikisinde de çişini yapmayı başaramadı. Sorunumuz ise prostatın çok büyümüş olması ve artık operasyon ile çözülecek duruma gelmiş olması. Fakat yaşananlardan sonra en başta babamın bedeni ve daha sonra hepimizin ruhu böyle bir operasyonu kaldıracak durumda değil. En az 1 yıl beklemesi gerekiyor. 1 yıla kadar da ilaç tedavisi devam edecek. 3 hafta sonra tekrar çıkartıp bir deneme yapacağız. Bu arada ilaçların etkisini göstermeye başlamış olmasını umud ediyoruz. Babişkonun moralini bozan bir şey bu tabii ki. Ne olursa olsun yaşananlardan sonra bu beni hiç mi hiç korkutmuyor. Biz öyle bir severiz ki hiiç bir şeyciği kalmaz güzel kuzunun. Bunu da çözeriz.
Zaman her şeyin ilacı demiştim ya hani. Zaman yavaş yavaş sarmaya, sarmalamaya başladı yaralarımızı.
Dün ilk defa vicdanım vıdı vıdı yapmadan, ruhumu ve beynimi kemirmeden çıktım dışarı ve markete gidip alışveriş yaptım. Sevgiliyle atladık arabaya ve eski İstanbul sokaklarını gezdik. Nasıl iyi geldiğini anlatamam size!! Ruhum hafifledi. Meğer ne pis bi şey çökmüş omuzlarıma benim günlerdir. Nefes alamıyormuşum uzun zamandır. Dün farkettim.
Bugün keyifle başladım güne. Babamın sesi pek keyifli geliyordu. Gülüyordu. Son 2 haftadır İstanbul'da 10 adımı zar zor yürütebildiğimiz babamdan dün gelen fotoğraflar beni coşturdu. Çiftliğine koşa koşa gitmiş ve hemen pek değerli hayvanlarını tek tek gezmeye başlamış. Bahçedeki ürünleri tek tek incelemiş. Patlıcanlara ve domateslere bayılmış. "Ben yokken iyi bakmışsınız" diyerek bıyık altından gülümsemiş.
Bunlar büyük adımlar bizim hayatımızda. Hala uzun bir süreç bizi bekliyor tabii ki ama yaşananlardan sonra bu kadarı bırak bizi devirmeyi ciddi ciddi sarsmayı bile beceremiyor. Demiştim size öyle bir seveceğiz ki babacığı, öyle bir sarıp sarmalayacağız ki onu sevgimizle korunup kollanacak ve tekrar ayaklanacak diye! Ayaklandı ve şimdi sırada diğer engeller var. Hadi bakalım güzel babam benim cuma akşamı yanında, dizinin dibindeyim. Şaşırt beni diye heyecanla bekliyorum :)
23 Haz 2010
Babam Hayata Geri Döndü!
O kadar yorgunum ve bir o kadar da mutluyum ki bugün bitmeden kayıtlara geçsin istedim...
19 yıl önce babam 52 yaşındayken çok ciddi bir kalp krizi geçirmiş, 2 hafta boyunca yoğun bakımda kalmış ve bilinçsiz geçen günlerin ardından gözlerini aralamıştı. O gün hepimiz tekrar doğmuş gibi hissettik. Gayet net hatırlıyorum. Yoğun bakımda milyon tane makineye bağlı halde yatan gözleri kapalı babamın görüntüsü hala net bir fotoğraf olarak beynimde durur. Ara ara da babamın ciddi sıkıntıları ile hortlar, beni korkutur ve yine hafızamın bir köşesine saklanırdı. Ta ki bugüne kadar! Bugün bu çirkin fotoğrafı yırttım attım!
19 yılın sonunda babam anjio olmayı kabul etti ve bugün gayet başarılı bir operasyon geçirdi. Katater Laboratuvarının kapısında geçen o 1 saatlik bekleyişi ne yazsam, nasıl yazsam anlatmamın imkanı yok. Ancak yanımda benimle bekleyen annem ve ablam bilir. Bir onlar hisseder içimdekini...
19 yıl önce bir anjio daha yapılmıştı babama. Nasıl zor geçtiyse o zamanın şartlarında operasyon o gün bu gündür anjio dediniz mi babamın tüyleri su görmüş kedi gibi olur, anında konuyu kapatırdı. Asla kabul etmezdi.
Son 2 yıldır yaşam kalitesi ciddi anlamda düştü. 2 basamak çıktığı anda nefesi yetmez, yüzü kararır, dengesi bozulur, başına ağrı girer ve ayakta duramaz hale geldi. Bu hislerine rağmen bütün gün bahçede hayvanları ile ilgilenir, çiçek-böcek eker, domates-kiraz toplar. Öğle yemeğini atlar direkt olarak akşam yemeği yer ve asla mı asla diyet kurallarına uymaz. Eskisi kadar olmasa da hayatımızda rakının da yeri önemini korur. Hal böyle olmasına rağmen bir türlü ikna edemedik babamı anjio olmaya.
Zamanında anjio olduğunda 2 doktor "mutlaka" bypass olması gerektiğini aksi takdirde böyle yaşayamayacağını söylemişti. Canım babam hemen yapıştırıverdi cevabı: "Ben hayatta bypass olmam!!" Bu inat bugüne kadar tam 19 yıl boyunca devam etti. Geçtiğimiz yıl 2 kere hastaneye kaldırıldı ve aynı inadına sımsıkı sarıldı. Sağolsun hiç bırakmadı. 2 defa anjio randevusu alındı ve ikisine de gitmedi!
Hepimiz bunun altında itiraf edileyemen, dillendirilemeyen bir ölüm korkusu olduğunu adımız gibi biliyorduk. Zira ilk bypass olmalısın dendiği zaman yakın arkadaşlarından biri bypass sonrası 2. ayda, bir diğeri ise yine bypass sonrası 6. ayda vefat etmişti. Hepimiz tarafından kabul edilir bir korkuydu aslında. Fakat bir yerde pes etmesi gerekmez miydi sizce de ? Etmedi. Edemedi.
Yıllardır içim acır. Canımızdan can gider ailecek. Babamı o halde görmek. Acı çektiğini bilmek. Yürüyemez halde olduğunu görmek. Eskiden sıradan akşam yemeklerini bile şarkısız-türküsüz geçirmeyen o koca çınarı kocaman aile yemeklerinde bile sessizce bir kenarda oturur görmek içimden bi şeyleri söktü söktü aldı yıllar boyu...
Bu akşam hepsini birden 2 cümle çekti aldı üstümden. Doktor laboratuvardan çıkan sedyenin ardından :
"Gayet iyi durumda. Sadece 2 tane stent ile halledeceğiz. Onun da aciliyeti yok . 2 hafta sonra yapabiliriz" dedi. Dedi ve ben kendimi tutamadım. Hem kahkaha atmaya hem de gözlerimden çıkmaya çalışan damlaları bastırmaya çalışırken buldum kendimi. Annem şaşkın. Ablam havalarda ve tabii ki ikisi de kendini zor tutuyor ağlamamak için. Hepimizin beklediği cevap " Şu anda malesef bir şey yapılamaz artık bypass olması gerekiyor.Belki bypass bile olamaz!!" idi. 19 yıl boyunca o kadar "dokunulmamış", o kadar tedavisiz kalmış ve doktorların dediğine göre yıllar önce ölmüş olması gereken, bugüne kadar ölmediyse artık mutlaka bypass olması gereken babamız sandığımız gibi ölümün köşesinde falan değil!! Durum vahim değil! 2 küçük dokunuş ile bitirecek bu işi doktorum civanım! Biz bunu yaşarken düşünün babam ne haldeydi. Sedyede yatıyor ve durmaksızın doktorlara şunu tekrarlıyordu:
"Hepinizden Allah razı olsun. Çook çok çok teşekkür ederim. Allah razı olsun. Ellerinize sağlık. Teşekkür ederim. Teşekkür ederim".
Gözleri ışıl ışıl. Hayat geri döndü. Artık kendisi için bir çare olmadığını düşündüğü için köşesine çekilmiş yaşayan adama ak sakallı dede uğramış gibi çıktı o kapının ardından. "Artık nefes alacak mıyım ben o 2 tane stenti takınca? Gerçekten mi? Teşekkür ederim. Çok çok teşekkür ederim" diye diye yoğun bakım odasına geldi. Ben asansörde nasıl atladıysam üstüne odaya gidene kadar yapışık kaldım. Milyon defa öptüm. 2 damla gözyaşını kaçırıverdim. Tekrar öptüm. Tekrar öptüm ve öptüm ve öptüm...
Yoğun bakımın kapısında bizi dışarda beklettiler O'nu odasına alana kadar. Babam girdi. Kapı kapandı ve orada bekleyen 3 kadın bir anda yumak olarak ağlamaya başladı. Dile kolay tam 19 yıldır üstümüze çöken o korku gitti!! Artık yok. Babam bizim sandığımız gibi kötü durumda değil. Nispeten kolay bir operasyon ile daha kaliteli bir hayat yaşayacak. Dokunulamaz değil. Bunun bizim için ne demek olduğunu dediğim gibi size anlatmamım imkanı yok. Elinizi kalbinize koyun ve şunu düşünün. Bi şey, ama göremediğiniz, duyamadığınız, hissedemediğiniz bi şey en değerlinizi her an elinizden almakla tehdit ediyor sizi. O şeyle 19 yıl geçiriyorsunuz. Arada bir gövde gösterisi yapıyor ve hastanelik ediyor değerlinizi. Sonra bir gün tanımadığınız biri geliyor ve diyor ki: "O şey artık gitti. Aç gözlerini ve bak. Hala hissediyor musun ?" Cevabınız ise şu: HAYIR!!!
İşte benim o tanımsızımı aldılar. Şu anda ailedeki mutluluk, huzur her şeye bedel...
Babamın gözlerindeki ışık hayatı seviyorum diye sesleniyor bize.
Mutluyum. Yorgunum. Yıllardır bunu taşımaktan omuzlarım ağrımış. Hafifledim. Pelte kıvamındayım. Huzurluyum. Umutluyum..
Babam hayat geri döndü. Babam bize geri döndü!!
19 yıl önce babam 52 yaşındayken çok ciddi bir kalp krizi geçirmiş, 2 hafta boyunca yoğun bakımda kalmış ve bilinçsiz geçen günlerin ardından gözlerini aralamıştı. O gün hepimiz tekrar doğmuş gibi hissettik. Gayet net hatırlıyorum. Yoğun bakımda milyon tane makineye bağlı halde yatan gözleri kapalı babamın görüntüsü hala net bir fotoğraf olarak beynimde durur. Ara ara da babamın ciddi sıkıntıları ile hortlar, beni korkutur ve yine hafızamın bir köşesine saklanırdı. Ta ki bugüne kadar! Bugün bu çirkin fotoğrafı yırttım attım!
19 yılın sonunda babam anjio olmayı kabul etti ve bugün gayet başarılı bir operasyon geçirdi. Katater Laboratuvarının kapısında geçen o 1 saatlik bekleyişi ne yazsam, nasıl yazsam anlatmamın imkanı yok. Ancak yanımda benimle bekleyen annem ve ablam bilir. Bir onlar hisseder içimdekini...
19 yıl önce bir anjio daha yapılmıştı babama. Nasıl zor geçtiyse o zamanın şartlarında operasyon o gün bu gündür anjio dediniz mi babamın tüyleri su görmüş kedi gibi olur, anında konuyu kapatırdı. Asla kabul etmezdi.
Son 2 yıldır yaşam kalitesi ciddi anlamda düştü. 2 basamak çıktığı anda nefesi yetmez, yüzü kararır, dengesi bozulur, başına ağrı girer ve ayakta duramaz hale geldi. Bu hislerine rağmen bütün gün bahçede hayvanları ile ilgilenir, çiçek-böcek eker, domates-kiraz toplar. Öğle yemeğini atlar direkt olarak akşam yemeği yer ve asla mı asla diyet kurallarına uymaz. Eskisi kadar olmasa da hayatımızda rakının da yeri önemini korur. Hal böyle olmasına rağmen bir türlü ikna edemedik babamı anjio olmaya.
Zamanında anjio olduğunda 2 doktor "mutlaka" bypass olması gerektiğini aksi takdirde böyle yaşayamayacağını söylemişti. Canım babam hemen yapıştırıverdi cevabı: "Ben hayatta bypass olmam!!" Bu inat bugüne kadar tam 19 yıl boyunca devam etti. Geçtiğimiz yıl 2 kere hastaneye kaldırıldı ve aynı inadına sımsıkı sarıldı. Sağolsun hiç bırakmadı. 2 defa anjio randevusu alındı ve ikisine de gitmedi!
Hepimiz bunun altında itiraf edileyemen, dillendirilemeyen bir ölüm korkusu olduğunu adımız gibi biliyorduk. Zira ilk bypass olmalısın dendiği zaman yakın arkadaşlarından biri bypass sonrası 2. ayda, bir diğeri ise yine bypass sonrası 6. ayda vefat etmişti. Hepimiz tarafından kabul edilir bir korkuydu aslında. Fakat bir yerde pes etmesi gerekmez miydi sizce de ? Etmedi. Edemedi.
Yıllardır içim acır. Canımızdan can gider ailecek. Babamı o halde görmek. Acı çektiğini bilmek. Yürüyemez halde olduğunu görmek. Eskiden sıradan akşam yemeklerini bile şarkısız-türküsüz geçirmeyen o koca çınarı kocaman aile yemeklerinde bile sessizce bir kenarda oturur görmek içimden bi şeyleri söktü söktü aldı yıllar boyu...
Bu akşam hepsini birden 2 cümle çekti aldı üstümden. Doktor laboratuvardan çıkan sedyenin ardından :
"Gayet iyi durumda. Sadece 2 tane stent ile halledeceğiz. Onun da aciliyeti yok . 2 hafta sonra yapabiliriz" dedi. Dedi ve ben kendimi tutamadım. Hem kahkaha atmaya hem de gözlerimden çıkmaya çalışan damlaları bastırmaya çalışırken buldum kendimi. Annem şaşkın. Ablam havalarda ve tabii ki ikisi de kendini zor tutuyor ağlamamak için. Hepimizin beklediği cevap " Şu anda malesef bir şey yapılamaz artık bypass olması gerekiyor.Belki bypass bile olamaz!!" idi. 19 yıl boyunca o kadar "dokunulmamış", o kadar tedavisiz kalmış ve doktorların dediğine göre yıllar önce ölmüş olması gereken, bugüne kadar ölmediyse artık mutlaka bypass olması gereken babamız sandığımız gibi ölümün köşesinde falan değil!! Durum vahim değil! 2 küçük dokunuş ile bitirecek bu işi doktorum civanım! Biz bunu yaşarken düşünün babam ne haldeydi. Sedyede yatıyor ve durmaksızın doktorlara şunu tekrarlıyordu:
"Hepinizden Allah razı olsun. Çook çok çok teşekkür ederim. Allah razı olsun. Ellerinize sağlık. Teşekkür ederim. Teşekkür ederim".
Gözleri ışıl ışıl. Hayat geri döndü. Artık kendisi için bir çare olmadığını düşündüğü için köşesine çekilmiş yaşayan adama ak sakallı dede uğramış gibi çıktı o kapının ardından. "Artık nefes alacak mıyım ben o 2 tane stenti takınca? Gerçekten mi? Teşekkür ederim. Çok çok teşekkür ederim" diye diye yoğun bakım odasına geldi. Ben asansörde nasıl atladıysam üstüne odaya gidene kadar yapışık kaldım. Milyon defa öptüm. 2 damla gözyaşını kaçırıverdim. Tekrar öptüm. Tekrar öptüm ve öptüm ve öptüm...
Yoğun bakımın kapısında bizi dışarda beklettiler O'nu odasına alana kadar. Babam girdi. Kapı kapandı ve orada bekleyen 3 kadın bir anda yumak olarak ağlamaya başladı. Dile kolay tam 19 yıldır üstümüze çöken o korku gitti!! Artık yok. Babam bizim sandığımız gibi kötü durumda değil. Nispeten kolay bir operasyon ile daha kaliteli bir hayat yaşayacak. Dokunulamaz değil. Bunun bizim için ne demek olduğunu dediğim gibi size anlatmamım imkanı yok. Elinizi kalbinize koyun ve şunu düşünün. Bi şey, ama göremediğiniz, duyamadığınız, hissedemediğiniz bi şey en değerlinizi her an elinizden almakla tehdit ediyor sizi. O şeyle 19 yıl geçiriyorsunuz. Arada bir gövde gösterisi yapıyor ve hastanelik ediyor değerlinizi. Sonra bir gün tanımadığınız biri geliyor ve diyor ki: "O şey artık gitti. Aç gözlerini ve bak. Hala hissediyor musun ?" Cevabınız ise şu: HAYIR!!!
İşte benim o tanımsızımı aldılar. Şu anda ailedeki mutluluk, huzur her şeye bedel...
Babamın gözlerindeki ışık hayatı seviyorum diye sesleniyor bize.
Mutluyum. Yorgunum. Yıllardır bunu taşımaktan omuzlarım ağrımış. Hafifledim. Pelte kıvamındayım. Huzurluyum. Umutluyum..
Babam hayat geri döndü. Babam bize geri döndü!!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)