13 Nis 2011

"Kurt"a Giden Yol....

Kendi içimde arayıştayım.
Ne?
Nerede?
Nasıl ?
Ne şekilde?
Kiminle?
NE ZAMAN?

İsim-şehir gibi oldu ama bu aralar bu haldeyim. Her cümleden kendime bir mesaj çıkartıyor, bir çözüm fikri aranıyor, herkesi başka dinliyor, farklı açılardan yorumlamaya çalışıyorum. Sanki içimde uyuyan farklı bir NzN uyandı. Nasıl oldu bilmiyorum. Daha zamanı var, biraz daha uyutabilirim diye düşünüyordum açıkçası. Olamadı. Hafiften baş kaldırmaya, isteklerini dile getirmeye ve en fenası da beni içten içten durmaksızın dürtmeye başladı.
Ben beklemeye almıştım oysaki onu. Daha vakti vardı kanımca. Sanırım o kendi kararını kendi verdi. Zamanı geliyor, yetiyor, dayanma gücüm ve en önemlisi de hayat enerjim gidiyor diyor durmadan. Haksız mı? Kesinlikle değil. İçimdeki tüm NzN'lerin neredeyse tek ortak noktası bu. Ne istediğimizi çok net biliyoruz. Daha doğrusu hayatımızda olması gereken duyguları biliyoruz. Neşe, sağlık, huzur, mutluluk, coşku, tatmin, keyif, heyecan, arzu, tutku ve daha nicesi....
Şu aşamada henüz bilemediğimiz nasıl? kısmı.
Araştırıyorum o kısmı da.
Hayatımı basitleştirmek istiyorum. Bu demek değil ki bir köye gideyim de oralarda yaşayayım. Henüz değil. İleride belki. O da istediğim zaman, istediğim yere gidebilecek olanaklarım olduğu zaman. Basitleşmek derken ruhumun istediklerini yapabilecek bir hayatım olsun istiyorum. Şurada bahsetmiştim hani ne istediğimden. Benim için basitleşmek kafamda bir milyon tane soru ile yaşamamak. İçimde huzursuzluk olmaması. Gece yattığım zaman huzursuzluk yaratan soruların üstüme saldırmaması. Sadece hayatı yaşayabilmek....

Ters yönde evriliyoruz insanlık olarak. Gerçi yavaştan bir uyanış var sanki içten içe. Ne yanıma dönsem benzer hayaller, tanıdık istekler ve kanıksanmış şikayetler. Hayaller ortak, arzular bir olunca  ortaya çıkan enerji de daha büyük oluyor. Dolayısı ile bu güzel bir şey. Birleşirsek Voltran'ı oluşturabiliriz demedi demeyin!!

Sıtkımız sıyrılana kadar, ruhlarımız isyan edene kadar inkar ediyoruz. Korkuyoruz daha doğrusu. İçinde bulunduğumuz düzenin dışına çıkmak ürkütüyor. Sürüden ayrılanı kurt kapıyor ya hani!! Kafamıza vura vura ezberlettiler ya bunu bize. Çok matah bi şeymiş gibi!!!
Olsun anacım karşılaşalım o kurtla. Bunun bir de Kırmızı Başlıklı Kız versiyonu var, hatırlatırım!
Ben kurda doğru yola çıkmaya hazırlanıyorum. Yok yok. O kadar çabuk değil. Fiziksel olarak değil henüz. Sadece düşünsel olarak. Uzunca bir süre bunun üstüne kafa yormaya karar verdim. Bu sürüden kaçmanın, o kurdu uyutmanın yolunu bulacağım. İşte o zaman fiziksel olarak karşı karşıya gelmeye hazır olacağım. Umarım becerebilirim bunu.
Gerçekten ruhumu tatmin etmek ve hayatımdaki neşeyi, yüzümdeki kocaman gülümsemeyi, en önemlisi yüreğimdeki sevgiyi kaybetmek istemiyorsam yapmalıyım bunu...


8 yorum:

absolut dedi ki...

öncelikle evlenmişsin,tebrik ederim:=)inşallah çoook uzun yıllar mutlu mutlu birlikte olursunuz...

yazı ve düşünceler çok güzel.içsel uyanış başlamış:=)hayırlısı olsun.önünde uzun bir yol var.

NzN dedi ki...

absolut,

çoook teşekkür ederim önceliklee güzel dileklerin için.
kalp kalbe karşıymış ben de tam sende yorumdaydım :)
yolum uzun ama en azından hedefim belli :)

Sittirella dedi ki...

Valla NzN'cım peşinen söyleyeyim;
Voltran'ı oluşturacaksak, ben totosu olmam! :)
Ona göre kuralım hayallerimizi, oluşturalım Voltranımızı :)
Dur, daha işten geldim kıyafetlerimi bile değiştirmedim :)
Bir kendime geleyim, iki lokma yiyeyim; destan yazıcam itinayla.
Sevgilerimle.

Cincüce Banu dedi ki...

Voltran!Voltran! Voltran! Kim tutar seni! Haydi hayırlısı.
Şu ters yönde evrilme meselesi var ya... Tam da bu! Öyle bir kargaşanın içine soktuk ki kendimizi, bile bile, isteye isteye, şimdi içinden kurtulmak için debelenip duruyoruz. Ne olacaksa güzel olsun.

Sittirella dedi ki...

Yedim, içtim, geldim :)
Uyanıyorsun, uyanıyoruz... günaydın bize.
Daha da geç kalmadan hayata, istediklerimizi yaşamaya, planlarımızı hızlandırsak iyi olur diye düşünüyorum.
Eskiden -hani 24-25'imizde topuklarımız totomuza vura vura kariyer için koşarken- bir avuç toprağın, bir koklamalık çiçeğin, bir dakikalık gün ışığını yüzünde hissetmenin anlamını ya bilmiyorduk, ya da kördük.
Kısacası; salaktık vesselam :)
Önemli olan ''farkına varmak'' değil midir?
Baktık-gördük ki plazalar, toplantılar, terfiler, maaşlar, mesai saatleri, iş stresi, baskı ve bilimum zırvalıklar bizim istediğimiz şeyler değil; iç sesimizi dinlemeye başladık.
Hepsi bu.
Burada yemin ederek -ki ben öyle ota-hota yemin etmem- söylüyorum ki; hani lafın gelişi on dönüm tarla alsam... kenarına da iki oda bir salon bir ev kondursam, şu an yaşadığım hayatı özlersem namerdim.
Gel gör ki, bunu yapabilmek bile kahrolası paraya baktığı için, şimdilik ''nasıl yapsam?'' ın derdindeyim.
Ben inanıyorum ki o tarla bizi aç bırakmaz.
Belki çok paramız olmaz, belki her gönlümüzün çektiğini alamayız, belki bugünkü hayatın olmazsa olmazlarına sahip olamayız, belki bulaşıkları makine yerine elde yıkarız ama huzur olur be NzN.
Sabah kalktığında kümesinden sıcacık yumurta toplamak var işin ucunda.
Bahçeden salatalığı, marulu, taze soğanı, domatesi toplayıp mis gibi, buram buram kokan salata yapmak var.
Sabah 06:30'da çalan alarmlar yok mesela.
Bugün ne giysem? kendimize çok nadir soracağımız soru olacak.
Belki gün gelecek, çoluk çocuk sahibi olacağız.
Çocuğum şu an ne yapıyor?
Bakıcı iyi davranıyor mu?
Anne gitmeeee!
gibi gereksiz düşünceler, acılar olmayacak.
Çocuklarımız ya dizimizin dibinde, ya üç adım ötede çamura-toza bulanmış ama mutlu oynuyor, ya da ne bileyim tulumbadan su çekiyor veya ağaca tırmanıyor olacak.
Düşüp dizlerini kanatacaklar ama minicik bir yaradan ''mikrop kaparsa!'' diyerek hastanelere taşınmayacaklar.
Oksijenli su ile yaraları silinip bantlamamızı bile beklemeden elinde salçalı ekmeğiyle beş dakika sonra yine oyununa dönecekler.
Demleyeceğiz çayımızı, kurulacağız masamıza ya da uzanacağız sere serpe bulduğumuz gölgeye, bir yolluk veya minder üzerine... kitabımızı okuyacağız.
Tek derdimiz belki ''Ne pişirsem?'' ya da ''hangisini pişirsem?'' olacak.
Dostlarımız gelecek, istedikleri kadar kalacak...
Ne acelemiz olacak, ne yetişmemiz gereken bir yer.
Nasıl geçineceğiz peki? diyen olmasın sakın.
Siz bir kilo''ekolojik'' ürünün fiyatını biliyor musunuz?
Gelen elleriyle toplasın, tartsın, parasını bıraksın gitsin.
Paraysa; al sana para :)
Huzurla parayı değişmeye gerçekten değmediğini yolu yarıladığımızda iyice anladık ya... bu yolun yarısı zaten çocuklukla, ergenlikle, o sınavdan bu sınava koşturarak geçti ama geri kalan yarıyı dolu dolu, her anının tadını-değerini bile bile yaşamak elimizde.
Zararımız çok ta büyük değil hani :)
Herkesin hayallerine giden bir yol muhakkak vardır.
Benim hayalim sadece bu.
Ne evler-arabalar, ne de para pul.
İki lokma aşım olsun, başımı yastığa koyduğumda elimi hala tutan eşim olsun, yüzümde huzurlu bir gülümsemem olsun, gerisi boş, hem de bomboş.
Bir gün gelecek, yapacağım.
Göreceksin, paylaşacaksın.
''neredeeeeeen nereye'' deyip gülümserken hatırlayacağız bu ''proje niyetine hayal kurma'' günlerimizi :)
Öptüm bi'de.

oyumben dedi ki...

İnsanlar umarsız bir mutluluk arayışı içerisindeler. Mutluluk için vahşice paraya, şöhrete, mala mülke saldırıyorlar. Yaşamak için gerekli araçlara ve her türlü imkana kavuştukça yaşam savaşı şiddetini yitiriyor. Çabalamadan sahip olma alışkanlığı yaşam amaçlarımızı soğuruyor. Her geçen gün hayat anlamını kaybediyor. Oysa insanları ayakta tutan, onlara yaşam enerjisi veren şey, hayatın anlamı değil midir? Anlam ihtiyacı insanın yumuşak karnıdır bence. Onca zengilimiz yanında anlam ihtiyacımız doyumsuz kalır hep. Mutluluktan, hayatımızın anlamını keşfedebildiğimiz sürece söz edebiliriz kanımca.
İşin en zor kısmı hayatın anlamını nasıl kavrayabileceğimizdir. Ne yazık ki dünyanın en zeki insanları bile bu kavrayıştan uzak kalabilmektedirler. Oysa bu anlam, tabiyatın gizemli enerjisinde saklı olsa gerek. ( Aniden yazmayı bırakır ve tabiyata doğru koşar... )

kutupayusu dedi ki...

kariyer kariyer diye şişirdiler bi balon ...yıllarca o balon elimde o firmadan bu firmaya o toplantıdan bu hedefe yuvarlandım .. sırtımı iki sıvazladılar dünyayı kurtaran şaban oldum ... ama gün geldi anladım ki kariyer denen illet; patron denen varlığın iki dudağı arasında... onun işine gelmediği an tüm okuduğun okullar kaldığın mesailer uğraştığın onca şey püffff uçup gidiyor ...tüm yaşıtların masaya oturdularmı sayıyolar arabam şu evim burda çocuğum şu okulda ...sanıyosun ki seninde aynı yollardan geçmen lazım istiyomusun diye kendine dönüp sormuyorsun bile ... nereye kadar ...galiba çizgi 30..en azından bende aydınlanma süresi o dönem başladı ..karın ağrıları iş yerinde herşeyin göze batması sırtımdaki arkadaşlık adı altındaki yükler ...zamanla fazlalıkları ayırdım bir kenara...kaliteli zaman aşkına sadece kendimi ve sevdiğim üç kişiyi dahil ettim ... fuzuli insanlara harcanacak zaman luksum yok ... şimdi durdum bekliyorum ..sakinleşip durup beklemek ...zaman herşeyin ilacı ...içimdeki sesle iyi geçindiğim sürece mutluyum ... söz dinlemeye çalışıyorum ..sadece azcık daha zaman :) ne dersin nZn cım ... voltrana az mı kaldı ne ;)

ebruli günce dedi ki...

Kolay gelsin :( ben hala arıyorum...