26 Şub 2010

Baby Shower & Süsleme & Hediye ...

Uzun zamandır bu yazıyı bekletip duruyorum. Blogcuanne’nin yazısı ile birlikte hızlandırmaya karar verdim ki birilerine faydası olacaksa gecikmeyelim...

Baby Shower’ın tam olarak ne olduğunu merak edenler yine Blogcuanne’nin sayfasında detaylı bilgiyi bulabilirler. Olmadı internete yazıverin, milyon tane sayfa dökülüyor.

Bu konsept ülkemize geldiği ilk zamanlar ben de hemen “özentilik” işte demiş, üstüne de bir güzel burun kıvırmıştım. Fakat zamanla bu düşüncem değişti. Aslında bu özentilik değil. Tam tersi gerçekten çok faydalı bir organizasyon.

Şöyle ki:
Öyle ya da böyle doğum yapan kadına, aslında bebeğe hediye alıyoruz. Ee madem bunu yapıyoruz o zaman ihtiyaca yönelik bir şeyler almanın nesi sakıncalı olabilir ki? Zaten son haftalarında hareketleri kısıtlanan anne adayları bebeğin hayatlarına gelmesi ile birlikte bir müddet için önceki hayatlarına oranla daha “evcimen” bir hayata geçiş yapmak durumunda kalıyorlar. Daha acımasız açıklamak gerekirse yok öyle taktım çantamı koluma çıktım Pazar yoluna! En azından bir süreliğine...
Şimdi bizler doğumdan sonra kendi kafamıza göre elimize hediyemizi alıp “ Ben geldiiimm. Bak ne de cici bici hediyeler getirdim bu yavruya. Aman da aman” diye dikiliverirsek kapıya bana göre faydadan çok kargaşaya sebep oluruz.
Neden mi?
Çok basit. İlk başta alınan hediye anne ve babanın zevkine uymayabilir. Hadi uydu diyelim zaten ondan milyon tane alınmıştır ya da başkaları bizden daha önce getirmiştir. Tamam değiştirme kartı ile alıyoruz hediyelerimizi ama bu taze anne hangi ara çıkacak da değiştirecek bu hediyeyi? Dolayısı ile gelen bu tarz hediyeler hooopp rafa kaldırılıveriyor ve bir sonraki doğuma hediye olmak üzere bekletiliyor. Aynen borcam gibi yani!! :)

Uzun lafın kısası anne adaylarının hazırladığı listelerden hediyelerimizi seçmek bana muhteşem bir fikir olarak geliyor.  Bizde henüz bebek mağazalarında oluşturulan böyle ihtiyaç listeleri yokmuş. Ben zaten öyle bir yol olduğunu da bilmiyordum. Dolayısı ile biz bu organizasyonu kendimizce değiştirdik ve sonuç gayet başarılı idi.
Nasıl yaptık?
Basılı bir davetiye göndermek yerine herkesi e-mail yolu ile davet ettik. Davetiyeyi gönderirken ekine de bir ihtiyaç listesi ekledik. Aynı ihtiyaç listesine bir kolon daha ekleyerek yiyecek&ikram vs sorununu da çözdük. Davetliler aynı liste üstünde yiyecek olarak ne getireceklerini ve hangi hediyeyi seçtiklerini belirtti ve listeyi bana geri gönderdi. Ben de düzenli olarak bu listeyi tüm katılımcılar ile paylaştım. Böylece bebeğin gerçek ihtiyaçlarını karşılamış olduk. Hiç bir hediyenin değiştirilmesi gerekmedi! Ne büyük lüks!

En büyük sorunlardan biri de süsleme işi bu tarz organizasyonlarda. Aslına bakarsanız sorun da değil ama bütçesel olarak en zorlayan kısmı burası. En başta geleni de kapı süsü. En ucuzunu Tahtakale’de bulabiliyorsunuz. Onun bile fiyatı 50TL civarında.
Peki biz ne yaptık?
Tasarımcı bir arkadaşımızdan rica ettik ve istediğimizi güzelce anlatarak ona çizdirdik. Bir tanesi 1m boyunca bir leylekti. Leyleğin ağzında da malumunuz olmazsa olmaz bir bebek. Bu bebeği de bizim deli kızın bebesi olsa olsa böyle olur diyerek elleri kafada ohhh yan gel yat Osman şeklinde çizdirdik. Diğeri de erkek bebek tulumu. Onu da 50cm boyunda hazırlattık. Sonra bunları 3mm’lik fotoblok üstüne dijital baskı yaptırdık. Dijital baskı yapan yerleri bulmak inanın çok kolay . Buyurun bir tanesini hemen paylaşıyorum http://www.teknikservis.com.tr/. Toplamda da bu ikisine 35 TL para verdik. Geri kalan süsleri de kendi kendimize yapmayı tercih ettik. Zaten bu tarz fotobloklardan istediğiniz kadar yaptırıp bastırabileceğiniz için geriye küçük detaylar kalıyor. Tahtakale’den gidip tüller, ponponlar, kurdeleler, çift taraflı bant ile yapıştırılabilecek minik süsler aldık ve başladık istediğimiz gibi şekillendirmeye. Biraz da balon alıp etrafa atarsanız tamamdıırr... Bir de http://www.ilkhediyem.com/  sitesinde promosyon bölümünden uygun rakamlara bir şeyler bulabilirsiniz. Promosyon kısmının dışında da güzel süsler uygun fiyatlara satışta... Ben bakarken diğer sitelere göre gayet makul kalmıştı rakamlar.

Son olarak gelenlere “ İyi ki de geldiniz, aman efendim ne iyi ettiniz de bizi şereflendirdiniz” demek usuldenmiş. Bunun için genel tercihler kurabiyeler, çikolatalar şeklinde. Fakat bizim tercihimiz Tema ve Koruncuk’tan sertifikalar oldu. Şimdi beklenen bebeğimiz 2 hafta içinde geliyor. Hastanede ve evde ziyarete gelenlere de bu tarz bir teşekkür hediyesi veriliyor ya . Bu sertifikaları aynen oraya da taşımayı planlıyoruz.

Tema’nın web sitesinden girerek bu sertifikaların siparişini verebiliyorsunuz. Onlar da istediğiniz adrese gönderiyorlar sertifikaları. Koruncuk için ise şu mail adresinden (zeynepkilinc@cocukkoyleri.org) Zeynep Hanım ile irtibata geçebilirsiniz. Maillerinize en geç 2. günde cevap geldiğinde inanamayacaksınız :)




Büyüleyici Antarktika Yolculuğu / Bu Sefer Yorum...

Eveett sonunda kaptım ufaklığı ve  gittik, gördük bu Büyüleyici Antarktika Yoculuğu'nu. Hani koşun görün falan demiştim ya daha önceki yazıda. Vazgeçtim. Koşmadan önce bu yazıyı bir okuyun ve elinizdeki küçük insanın yaşına ve karakterine göre de karar verin. Dan diye kafadan kesip atmak istemem ama bizim yaş grubumuza hiç mi hiç uymuyor bu merkez ona karar verdim. Bizim minik 4 yaşında, hatta 4,5 olmak üzere.

Başlıyorum:
Bizi karşılayan görevliden aldığımız bilgi "İsterseniz 15dk bekleyin, içerideki gruptan sonra arkadaşım sizin yaş grubunuz için yeni bir anlatım yapacak" tan başka bi şey olmadı. Heyecanlandık doğal olarak. O arada girdik ve kendi kendimize alt katı gezmeye başladık. Nasıl olsa her platformun üstünde ne işe yaradığı, miniklere neyi öğretmek istediği yazıyordu. Ne kadar zor olabilirdi ki? Pek zor olabiliyormuş efendim. Ben onu gayet net anladım. Hiç bir zaman matematik ve fizik konularında harika başarılara imza atmış biri olmadım, olamadım. Hatta herhangi bir başarıya bile imza  atamamış olabilirim. Sevmedim çünkü. Şimdi bu azıcık bilgimle nasıl anlatayım uzaydaki Kara Delik olayını 4 yaşında bir insana? Anlatamadım, denemedim bile zaten. Her bir platformda "bu ne teyzeee" diye soran küçük insan ile geçen 20dk'nın sonunda terlemeye başladım. Soruları cevapsız kalsın da istemedim. Kendimce basitleştirebildiğim kadar basitleştirip anlattım bazı şeyleri. Bazılarına ise değinmedim bile. "Bak bundan ateş çıkıyor" demekle yetinmesini bildim. Allahtan daha da fazla sorarak beni irdelemedi :)
20dk'nın sonunda anlatım yapacak arkadaş geldi. Biz de 3 çocuk ve onların "büyükleri" olarak "imdat" diyen bakışlarla ve rahatlama duygusu ile koşarak yanına gittik. Teslim ediverdik minikleri onların ellerine. Beklenti büyük. Kolay mı? Minicik bedenler neler neler öğrenecek. Bilimle tanışacaklar. Bunların hepsi benim boş beklentilerimmiş onu da çok geçmeden anladım. Anlatımı yapan arkadaş başladı konuşmaya. Başladı da ben bile 30 yaşında kazık kadar insan anlamakta güçlük çekiyordum dediklerini. Ne bilsin kardeşim 4 yaşında bu minik beden elektronları?! Zaten 3. platformdan sonra bizimki sıkıldı ve peşini bıraktı bu anlatımcı abisinin. Kendine en yakın olan platformu seçti ve başladı elindeki misketleri Kara Delik Platformu'ndan  tek tek yuvarlamaya. En azından daraldıkça misketlerin hızlandığını ve bir müddet sonra orada kaybolduklarını anladı. Bu da bir kar değil mi??
Asıl gidiş sebebimiz olan Antarktika bölümü üst kattaydı. Oraya da çıktık pek tabii. Daha önce vaad edilen penguenlerden falan eser yok. Aman bi dakika hak yemeyelim. Cut-out(hani kafa yeri boştur da siz kafanızı oraya yerleştirir fotograf çektirirsiniz ya . Hah işte bu o) hazırlamışlar ve koymuşlar oraya. Penguenler diye bahsedilen kısım bu. Eskimo'ların hayatlarını anlatıyordu en son anlatıcı abimiz, kulak ucu ile o kadarını yakalabildim. Biz o sırada misketlerin peşindeydik ...

Ben pek yeterli bulmadım açıkçası. Anlatımı yapan arkadaşlar çok belli ki ezberden iki satır lafı her gelene satıyorlar. Yani yaş grubuna özel anlatım falan fos çıktı. Ya da dediğim gibi bizim yaş grubumuz için pek ilgi çekici olmadı. Okullarda çocuklar kaç yaş itibari ile bu tarz bilgileri kavrayacak kadar bilgileri almaya başlıyorlar bilmiyorum ama sanırım ilkokuldan önce gitmemek lazım.
Biz uzun dakikalar boyunca bol bol misket attık deliklerden içeri... Eğlendik, güldük. Sonra da gittik üstüne mis gibi pastalarımız yedik. Ohh sefamız olsun ...

p.s. yanımdaki küçük insanla biraz zor da olsa 2-3 kare fotoğraf çekebildim. Üst katın fotoğrafları ışıktan dolayı çok kötü çıktığı için ekleyemiyorum malesef. Fotoğraflarda görünen her bir platform ayrı bir deney için oluşturulmuş. Buyursunlar...


23 Şub 2010

Her Şey mi Taklit Kardeşim?

Hani memleketimde her şeyin "çakması" anında yapılıyor ya -şimdi bunu kimseler inkar etmesin lütfen- Biz severiz kopyala&yapıştır olayını.
Hakkını yemememiz gereken kişiler, kurumlar ve kuruluşlar elbette ki vardır, umarım daha da çok olacaktır ileride. Fakat ortadaki gerçeği de inkar etmeyelim. Milletin en çok vakit geçirdiği televizyon programlarının, yarışmaların ve dizilerin yüzde kaçı %100 yerlidir sizce? %100 yerli yapım olabilir ama fikir anası&babası kimdir acaba? Nüansa dikkat.

Neyse hadi bunları "biz" yapıyoruz da başımıza gelen olaylarda bile bir orjinallik yok baksanıza .
E be adam! Bir Başbakan'a saldırmaya cesaret ediyorsun, bu cesaretle kalmayıp bunu bir de eyleme döküyorsun. En azından kalk da biraz yaratıcı bi şeyler bul. Hiç bir şey mi gelmedi aklına en azından ayakkabı yerine bi terlik falan at, ne bileyim cep telefonunu at. En azından onun zararlı ışınları var. Kenarından köşesinden de olsa belki bir zarar verir! Olayı bir adım ileri götür. Biraz katkın olsun olaya, bir katma değer yarat!

Bundan sonra artık kim ki bir devlet büyüğünü protesto etmek isteyecek
Ayakkabı fırlatmak da bir yöntem olarak kayıtlara geçecek

2 Şub 2010

Konuk Sanatçı ' SIÇIRT '

Bu buz gibi, karanlık havada benim yüzümü  her gördüğümde güldürmeyi başaran biriyle tanışmanızı istedim.
'Sahibine' aç bir blog sahne alsın Sıçırt dedim . 'Yok, uğraşamam' dedi. Gönder o zaman bende konuk sanatçı olsun dedim. Sağolsun kırmadı beni :)
İşte karşınızda Sıçıırrttttt!!!!!
 Ta ta ta ttaaaaammmmm

video

1 Şub 2010

Kış Uykusundan Edilmiş Ayı Sendromu

Geçen haftadan beri adapte olamama durumu var bende. Neye diye sormak yerinde olmaz tam da burada. Çünkü genel olarak hayata karışamama durumu yaşıyorum. Depresyonda falan değilim. Odaklanamıyorum. Dinleyemiyorum. Dinlenemiyorum. Daha ne giysem bilemiyorum. Isınamıyorum. Donuyorum.


Kış uykusuna yatmakta gecikmiş bir ayı huysuzluğu, huzursuzluğu var üstümde. Kar, kış, kıyamet, buz gibi hava derken zaten soğuğu sevmeyen bünyem tamamen altüst oldu. Ne yapsak yaranamaz olduk kendisine. Sıcak çorba dedik, kesmedi. Kalın yorgan dedik, hatta üstüne bir de yün battaniye verelim dedik yine bana mısın demedi. Yok. Bir türlü ortada bir yerlerde buluşamıyoruz, anlaşamıyoruz arkadaşların desteği ile bile. Yaz tatili hayalleri ile uyutmayı deniyorum. Hayatta yemiyor. Diretiyor artık gelsin bu yaz, yeter diye.
Sonra başlıyor hayaller kurmaya...
Soba kursunlar. Odun yaksınlar, gıcıyla doldursunlar. Gümbür gümbür yansın o soba. Yanına da minder atsınlar, minderin üstüne de kedi gibi kıvrım kıvrım beni yatırsınlar. Hani bir de fazladan bir battaniye falan atarlarsa yanına, tadından yenmez...
Sobanın üstünde içi su dolu bir güyüm olsun, kaynasın. Kaynayan suyun sesi bana ninni olsun. Ben bilmem kaç defa uyuyayım, bilmem kaç defa uyanayım ve hala o sesi duyayım gün boyunca. Hemen yanına da daha gün doğarken bir çaydanlık koysunlar. Her daim tazelensin içindeki çay. Elimi ne zaman atsam yattığım yerden tazecik, mis gibi çay bulabileyim ... Akşamüstü olsun kestane atılsın sobanın üstüne. Pişsin, gelsin kucağıma. Ben kıvrım kıvrım yattığım yerden yine kıpırdamayayım. Bu sefer kestane yiyeyim. Sonra şöyle bir döneyim minderimin üstünde soldan sağa. Güzelce bir gerineyim. Geniş geniş esneyeyim.
Ben beşinci uykumdan uyandığımda hemen taze çayım gelsin. Bu sefer yanına da kitabımı katık etsinler. Çekeyim battaniyemi boynuma kadar. Sarmalanayım o battaniyeye ve başlayayım okumaya. Saatler geçsin. Çaylar gelsin, boş bardaklar gitsin, yumuşacık müzikler birbirini kovalasın, arada bir hoş sohbet dostlar uğrasın. Bu sefer de onların sohbetinin sıcaklığı sarsın beni. Yine çaylar gelsin yine boş bardaklar gitsin. Ben minderde kalayım hala... Akşamüstü bu sefer mandalina gelsin mindere. Minderdeki ben afiyetle bitireyim 4 -5 tane mandalinayı. Oturduğum yerden uzanıvereyim. Mandalina kabuklarını koyuvereyim gümbürdeyen sobanın üstüne. Hemen ardından yanmaya yüz tutmuş mandalina kabuğu kokusu mis gibi sarsın odayı. İşte tam o anda günün milyonuncu gülümsemesi dolaşıversin yüzümde. Onun şerefine bir milyon birinci gülümsemeyi de ben hediye edeyim kendiliğimden.
Akşama ise sıcak çorba, güzel bir film yanımda sevgilim. Orada uyuyalım, kalalım. Günler böyle kovalamaya başlasın birbirini. Hepsi de o kadar hızlı kaçsın ki bir diğeri o kadar hızlı kovalasın öndekini.
Ben, sevgili, film, soba, minder, çay, çorba, kahkaha, sıcak, sıcak, daha sıcak , sıcacık...

Gözlerimizi açalım. Bahar gelsin. Güneş yüzünü göstersin. Bu sefer de salsınlar beni saçlarımı açarak sokaklara. Üstümde incecik, uçuşan bir elbise...Girmeyelim eve. Ayaklarımız hep çimlerde olsun, toprak lekesi çıkmasın altından...