3 Ara 2010

Beyrut - İlk Gün

Kahvelerimizi bitirip, uzun uzun Beyrut'u çekiştirdikten ve bazı soru işaretlerimizi silip, bazılarının yerine yenilerini koyduktan sonra Solidere'den çıkıp yeni hedefimiz olan Aşrafiye bölgesine doğru yol almaya başladık. Nasıl gideriz diye tarif sorduk Yine aynı cevap "Taksiye binin. Yürüyerek 15dk sürer". Tembellik mi var acaba serde? Biz tabii ki yürüyerek gitmeyi tercih ettik.Mazallah tek bir ayrıntı falan kaçarsa ara sokaklarda ne yapardık sonra! Yolumuzu kaybettiğimiz için yarı yolda taksiye binmek durumunda kaldık o ayrı:) Hamra’dan Aşrafiye’ye taksi 15 dolar istedi. Biz 8 dolara anlaştık. Sonra da taksilerle sıkı pazarlığı elden bırakmadık. En son 5 dolara gidip gelmeye başlamıştık her yere!
Aşrafiye zengin semti olarak geçiyor. Zenginlerin takıldığı şık restaurantlar ve güzel cafe'ler var etrafta. Zengin dediysem multi milyoner olmaya da gerek yok ayrıca. İstanbul Nişantaşı mekanları ile aynı rakamlarda pahalı diye geçen restaurantların menüleri.
Buradaki mekanlar bizdeki gibi öyle yan yana, dip dibe ve aynı sokak üstüne yerleşmiş değiller. O yüzden sokaklarını dolaşmanız gerekiyor keşfetmek için ki bu da güzel bir duygu bence. Gözünüze batmıyor hiçbir şey. Standart turistik mekanların dışında yani. Normal hayat devam ediyor burada. Bu bölgede yıkık, dökük ya da kurşun izleri olan binalara rastlamıyorsunuz. Hepsi elden geçirilmiş. Fakat gerçekten cici, şık, farklı çok sayıda mekan var burada. Bizim gibi yemekten keyif alanlar için ideal bir bölge.
Önce sokaklarda dolaştık. Yine okuduklarımızdan oluşan beklentiyi karşılayan bir şeyle karşılaşmadık aslına bakarsanız. Öyle muhteşem, böyle sıradışı bir yer değil. Aslına bakarsanız oraya geri dönmenizi gerektirecek pek bir şey de yok etrafta. Farklı bir doku yok. Bildiğiniz şehir. Hepimizin yaşadığı şehirlerden inanın bir farkı yok. Belki Diyarbakır'ın köyünden birini götürseniz şaşırır ama O'nu Diyarbakır merkeze bile götürseniz şaşırır.
Dolayısı ile biz hemen kabuk değiştirdik ve kafamızdaki her şeyi sildik. Okuduklarımızı bir kenara itiverdik elimizin tersi ile. Kendi hikayemizi yazmaya başladık tamamen bağımsız bir şekilde. Penceremizi değiştirdik. Benim pencerem savaştan çıkan ve şaha kalkmış bir şehire bakıyordu mesela. Hayranlık uyandırıyordu dolayısı ile...
Aşrafiye'de ABC diye bir alışveriş merkezi var. Beyrut’lular arasında meşhur bir mekan belli ki. Kime “buralarda görecek nereleri var?” diye sorsak burayı söylediler zira. Her gittiğim yerde mutlaka orada yaşayanlara sorarım nereyi görelim diye. Bizim Akmerkez'den pek farkı yok. Hem tasarım, hem de markalar olarak. Sadece dikkatimi çeken şey şu oldu. Henüz bizim ülkemize girmemiş fakat Avrupa'dan gayet iyi tanıdığımız markaların bir çoğu Lübnan'a çoktan giriş yapmışlar. Dünya üstünde nam salmış bütün lüks markalar Arap’ların emrine amade. Alışveriş merkezinde alınacak farklı, lokal tek bir şey göremedik biz. Hadi farklı olmasını geçtim ucuzu da yok. Fiyatlar bizimle aynı. Dolayısı ile Lübnan’dan tek çöp almadan döndüm. Pardon 1 şişe votkayı 12 dolara aldım. Free shop’tan bile ucuzdu.
Okuduklarımızdan kenara itmediğimiz yegane şey ise restaurant önerileriydi. ABC'nin içinde Leila diye lokal bir restauranttan bahsetmişlerdi ballandıra ballandıra blogcu arkadaşlar. Burası için de her yerde olduğu gibi önceden rezervasyon yaptırmanın şart olduğunun da altı çizilmişti ama yine de şansımızı denemeliydik. Leila Restaurant ABC'nin en üst katında lokal bir restaurant. Kapısına dikildik. Tabii ki yer yoktu. Rezervasyonumuzu aldılar. “ biz size SMS göndereceğiz” diyerek bizi şaşırttılar. "Bizim numaralarımız yerel değil ama" dedik de önemli değilmiş. Dedikleri gibi 30 dk sonra cep telefonumuza bir mesaj düştü yerimizin hazır olduğunu bildiren. Gelemeceyek ya da gecikecek gibiysek de SMS ile geri dönüş yapmamızı rica ediyorlardı. Biz sisteme şaşırdık. Takdir ve tebrik ederek koşa koşa yanlarına gittik. Masamız nefisti. Garsonumuz inanılmaz güleryüzlü ve yardımcıydı. Genel olarak hizmet anlayışları bu yönde zaten. Hele ki Türk olduğunuzu öğrendiklerinde daha da bir ilgi ve alaka gösteriyorlar :). Hele ki 3 hatun olarak seyahat ediyorsanız ve soru sorduklarınız erkek kısmından oluşuyorsa daha da tatlı.

Nefis yemeklerimizi yedik. Lübnan mutfağı bizim mutfağımızdan çok uzak bir mutfak değil zaten. Bilen bilir. Bildiğiniz kebapçı menüleri ama mezeler leziz ve minik dokunuşlarla fark gösteriyor...

Yemekten sonra biralarımızı da içerek keyfimizi yaptık. Lokal biraları bizim Efes'ten çok daha hafif. Bizim Efes, Lübnan'lılara ağır geliyormuş meğer. “Hemen çarpıyor, sarhoş oluyoruz” diyorlar.

Yemek ve keyif olayımız da bitince Aşrafiye sokaklarında biraz daha dolaştıktan sonra taksiye atlayarak otelimize geri döndük. Taksilerle sıkı pazarlık yapmak gerektiğini öğrendiğimiz için de Aşrafiye'den Hamra'ya 25 dolar ile 15 dolar arası isteyen taksicilere gülerek geçtik gittik. Biraz ilerden 10 dolara bindik. Takside de kakara kikiri “oo süper rakama gidiyoruz, yemedik kazıkları” diye geyiğe sardık. Tam o anda kızlardan biri “şoför bi Türk çıksa” dedi Bir Türk klişesi olarak. Puaahh diye abarta abarta gülmeye başladık ki adam arkasına dönerek “Siz Türksünüz?” dedi bize Türkçe!! O saatten sonra ne desen boş tabii. “ Evet Türk üz” dedik. Sıkı bir muhabbet başladı. Adı İbrahim. Annesi Antep’ten gelmiş zamanında. İbrahim burada doğmuş, burada büyümüş ama Türkçe’ye gayet hakim. Savaş zamanında kaçmış Beyrut’tan Amerika, Fransa, İspanya gibi farklı ülkelerde çalışmış. Savaş bitince geri gelmiş memleketine. Hafiften bir jönlük var serde. Bu tarz hikayesi olanlar çok Lübnan’da. 2. Gün Byblos ve Jeitta’ya gitmek istiyorduk. Bunun için de taksi kiralamamız gerekiyordu. İbrahim bizi götürür müydü acaba?
Yok efendim İbrahim sadece keyif için, o da akşam 5’le gece 1 arası çalışıyormuş. Gündüz çalışmıyormuş artık. İstersek güvenilir bir “herif” ayarlarmış ama bize. Hem de yaşlı başlı olanından. “Tamam” dedik. “Güvenilir, yaşlı-başlı ama hesaplı olan bir “herif” ayarla bize o zaman. Tam gün gezdirsin bizi”. Zira biz Beyrut taksileri ile çok çok sıkı pazarlık yapmak gerektiğini artık öğrenmiş bulunuyoruz:) Kazık yemeyiz. O sadece ilk sabahın ilk taksisinde olur anacım. Pışıııkkk!! Kartvizitini verdi ve bizi otelimize bıraktı İbrahim. Bu arada tüm Beyrut bizi Hamra’da Crowne Plaza’da kalıyoruz sandı. Hep önünden bindik, önünde de indik. Paranoyak olduk ya bir kere gerçek otelimizi bilmesinler istedik. Bir gece önce hiç uyumadığımız için maymuna dönmüş haldeydik. Odaya gidip 2 saat kadar dinlenmek niyetindeydik. Malum ilk günümüz bizim kafamızda oluşan bütün imajı alt üst ederek alaşağı etmişti.

Otel lobisinin de şekli değişmişti bu arada. Onlar da bayram sabahı sersemliğini atlatmışlardı herhalde. Avrupai suratlar, güleryüzlü ön büro ekibi, sempatik insanlar vardı etrafta. Güven duygusu uyanmaya başlamıştı yavaş yavaş. Artık Beyrut gecelerini keşfetmenin zamanı geliyordu. Gerçek Beyrut ile yüzleşecektik.Uyumayan şehirde tabii ki bizim de uyumaya pek niyetimiz yoktu. Hem biz Hamra caddesini sabah uyurken bırakmış, döndüğümüzde bütün uykusunu açmış, coşmuş bir Hamra ile karşılaşmıştık. Heyecanlanmıştık anlayacağınız. Davetkar bir duruşu vardı artık Beyrut’un. Sabah yaşanan hayal kırıklığından sonra bayram rehavetini atlatmış Beyrut sarmalamaya başlıyordu bizi. Zaten herkes “Beyrut, gece hayatı ile meşhurdur ve hayat akşam 10’dan sonra başlar” demişti bize. Gündüz ayrı ayrı sürprizler yapan Beyrut, geceler için de ayrı ayrı paketler hazırlamış bize meğer ne bilelim!!
Beklesindi Beyrut geceleri.
Geliyordu Türk kızları...







14 yorum:

SeV@L dedi ki...

Helecanla geceleri bekliyorum :) Cıbıl insan fotosu da.. "niye" diye sorsan inan ben de bilmiyorum :)))

Sapık ergen gibi koca Beyrut'tan aklımda kalan cıbıl kelimesi :)

Sapık mıyım? yok lan! :))

Profösör dedi ki...

Keyiflendik. Hüzünlendik ama yine de mutlu olduk..

http://www.ummugulsum.com/

armağan ediyorum bu hüzünlü şarkıyı sizlere..

Peri Tozu Fotograf dedi ki...

Ismini duydugumda hep beni heyecanlandiran yerlerin basinda geldi burasi esrarengiz bir sekilde...Midesine bu kadar duskun ben belkide cok neden aramamali =))

NzN dedi ki...

Profösör,
aynen bu duyguları uyandırıyor Beyrut zaten...
şarkı için de teşekkür ederiz efeemm :)

Peri Tozu Fotoğraf,
Gitmeli. Görmeli ve de deli gibi yemeli derim o zaman :))

NzN dedi ki...

sev@l'im , gecelerin kadınım, anti salonum,
gelecek geceler de gelecek ama ben işten güçten vakit buldukça yazabildim. en kısa zamanda sanaitafen yazaciiim uleynn beyrut gecelerini!!
geliyor miniler bekle sen beklee:)

SeV@L dedi ki...

Wuhuuuuuu!!! :))

diyorum daha da bişey demiyorum NzN :) Bekliyorum sadece :D

NzN dedi ki...

sev@al,
ahahah senin gazınla oturup hemencecik yazacam ha!! :)
dur girme kanıma gidip çalışmam lazım benim bi dünyaa

ebruli günce dedi ki...

Şimdi canımcım,yazılarını okuyorum,uslu uslu bekliyorum,ki israillilerden pek hazetmem,yazıyı okudukça gözümde tek canlanan bizim otelde muhatap olduğum israilliler...
Gelelim uslu uslu bekleme sebebime...
Hani nerde söz verdiğin yazı hııııı????
Araya "Ben Beyrutteykene" yazı dizisi sokarak unutturacağını sanıyorsan yanılıyorsum şeker.
Değil 5 bölüm,365 bölüm de yazsan,unutturamazsın,o utanç anları yazılacak,bekliyorum(z) :)))
öptüm seni...

NzN dedi ki...

"başımın belaları anti salon kadınları" diye t-shirt yaptıracam kendime :))
yazıciim anacım yazıciiimm, şu beyrut u alnımın akıyla bi bitireyim ondan sonraki ilk yazım olacak!! bugün kedi'ye de aynısını dedim :))
yanaklarımı kızartacağım, sizler içinn..
ama işler çıldırmış halde anacım, haftasonu bile oturup da yazamadım, düşün...
sen gel önce beni bu hayattan çek kurtar :)

ebruli günce dedi ki...

Gel bebeeeem seni evimin kadını çocuklarımın anası yapıcam kurtarıcam bu hayattan...Dur bu olmadı,Hollandaya gidilmez şimdi kış kıyamet...

Çekil kenara ben yaparım o işleri...Dur bu da olmadı,uğraşmam şimdi onca şeyle :P

Neyse işlerini bitir bari sen, biraz daha bekliyelim biz :D

NzN dedi ki...

hollanda ya falan gidemem de gelip işlerimi yapmana hayır demem bak , hemmen de caymışn gerçi ammaa, neyse...

döneceğim tez zamanda inşallaahhh!!!

Müge dedi ki...

Sevgili NzN, seni izlemeye geçen hafta başladığım halde, benim blog listemde hâlâ göremiyorum seni :((( Bunu bugün fark ettim; çünkü bir başkasında da aynı şey oldu. Kendimi silip tekrar izlemeye alacağım, bakalım düzelecek mi..

NzN dedi ki...

müge,
aaa!! neden yaptı bu blogger acep bunu! daha önce de birilerinden duymuştum ama benim blogda hiiç böyle bir geri dönüş olmamıştı. umarım düzelir... düzelsin hatta hemencecik :)

A©G dedi ki...

vay vay vay güzel fotoğraflar